Ender bir yok ediciydi ama onun yok ettiği şey yanılsamaydı ve yanılsamanın ölmesi gerekiyordu... kendimizle ilgili gerçek. Her nasılsa bu kadim adam gerçeği görebiliyor ve bu onun gözlerini kör etmiyor ya da delirtmiyor. Bu sesi dinlemeliyim ve gücünün bana gelmesine izin vermeliyim ki ben de ışığa bakıp ölmeyeyim.
(Ender was a destroyer, but what he destroyed was illusion, and the illusion had to die...the truth about ourselves. Somehow this ancient man is able to see the truth and it doesn't blind his eyes or drive him mad. I must listen to this voice and let its power come to me so I, too, can stare at the light and not die.)
Orson Scott Card'ın "Speaker for the Dead" adlı eserinde anlatı, gerçeğin ve yanılsamanın karmaşıklığını derinlemesine inceliyor. Kahramanımız Ender, bir yıkım gücü olarak tasvir ediliyor ama asıl ortadan kaldırdığı şey, insan doğasını maskeleyen yalanlar. Bu yıkım eylemi kötü niyetli değil, daha ziyade kendimizin ve varoluşumuzun gerçeklerini anlama ve onlarla yüzleşme yönünde gerekli bir adımdır. Ender'in yolculuğu, ne kadar rahatsız edici olursa olsun, içsel gerçeklerimizi tanımanın önemini vurguluyor.
Alıntı, gerçekle yüzleşme konusunda derin bir farkındalığın altını çiziyor. Gerçeğin ağırlığı altında ezilen pek çok kişinin aksine, muhtemelen bilgeliği temsil eden bu kadim adamın, akıl sağlığını kaybetmeden gerçeği kucaklayabileceğini öne sürüyor. Konuşmacı, bu net ses ile bağlantı kurma arzusunu ifade ederek, onun gücünü ve rehberliğini kabul eder. Bunu yaparak, potansiyel tehlikelere boyun eğmeden gerçeğin ışığıyla yüzleşme ve onu kabul etme yeteneğini kazanmayı ve böylece bir aydınlanma yoluna girmeyi umuyor.