Hatırladığım kadarıyla Aziz Paul, kendisini taşlayan adamların {Stephen} yanında durup paltolarını tutuyordu. Görünüşe göre o zamanlar inançlı değildi. Aslında kilisenin en korkunç düşmanı olarak görüldüğünü düşünüyorum. Ama yine de sonradan tövbe etti, değil mi? Bu yüzden beni Allah'ın düşmanı olarak değil, Şam yolunda henüz durdurulmamış bir elçi olarak düşünmenizi öneririm.
(As I recall, St. Paul stood by and held the coats of the men who were stoning him {Stephen}. Apparently he wasn't a believer at the time. In fact, I think he was regarded as the most terrible enemy of the Church. And yet he later repented, didn't he? So I suggest you think of me, not as the enemy of God, but as an apostle who has not yet been stopped on the road to Damascus)
Orson Scott Card'ın "Ölülerin Konuşmacısı" adlı eserinde, Aziz Paul'un Stephen'ı taşlayanların paltolarını tuttuğu geçmişine bir gönderme yapılıyor ve bu onun Kilise'ye ilk muhalefetini gösteriyor. O dönemde inancın amansız bir düşmanı olarak görülüyordu ve bu da anlatıdaki dönüşüm ve kurtuluş temasını vurguluyor. Bu bağlantı, bireylerin geçmiş eylemlerinden bağımsız olarak nasıl dramatik bir şekilde değişebileceğini vurgulamaktadır.
Konuşmacı, kendisinin de Pavlus gibi Tanrı'nın bir düşmanı olmadığını, daha ziyade yolculukta olan, tövbeye ve kabule yol açabilecek çok önemli bir anı bekleyen biri olduğunu öne sürüyor. Bu fikir, okuyucuları kendi içlerindeki ve başkalarındaki değişim potansiyelini düşünmeye davet eder ve kişinin önceki inanç veya eylemlerle tanımlanmak zorunda olmadığını vurgular.