Diyorum ki, evet! O koca şişman kıçını kaldırıp zavallı bir jelin dışarı çıkmasına yardım etmeni sağladığım için özür dilerim! Eğer ihtiyacın olmasaydı yardım etmezdim. Haşere hile yapmaya başlayana kadar kendi başına gayet iyi gidiyordun. Dottie ayaklarıyla zıplıyordu, büyük kulakları dik duruyordu. Biliyorum, evet! O taşaklı yaşlı ahmaklar onlara ne vuracağımızı bilmiyorlardı! Lord Brocktree gülümsemesini sakladı.
(I say, sah! Sorry to trouble you to get off your big fat bottom and help a poor gel out! I would not have helped if you hadn't have needed it. You were doing well on your own until the vermin started trying to use trickery. Dottie bounced on her footpaws, her large ears stand up straight. I know, sah! The bally old blighters didn't know wot hit 'em! Lord Brocktree hid a smile.)
Dottie, yardımcı olmadığını düşündüğü birine karşı duyduğu hayal kırıklığını ve alaycılığını ifade ederek, daha önceki hareketsizliklerine rağmen onları ayağa kalkıp kendisine yardım etmeye çağırıyor. İşe burnunu sokan haşarat olmasaydı, kendi başlarına da sorun olmayacaklarına inanıyor. Dottie'nin enerjik tavrı, karşılaştıkları zorluklarla yüzleşme konusundaki istekliliğini vurguluyor.
Lord Brocktree, Dottie'nin coşkulu sözlerine gülümsemeden edemiyor. Saldırganlara karşı gösterdikleri çabanın etkinliğinden bahsederken özgüveni parlıyor ve onların yeteneklerinden gurur duyuyor. Bu etkileşim, her iki karakterin de ortak düşmanlarına karşı birlikte hareket etmesi nedeniyle, zorluklar karşısında dostluk ve dayanıklılık temasını yansıtıyor.