İnsan hayatının tüm ahlaki ve manevi değerlerinin bireyde olduğu açık gerçeğini gören hiç kimse, savaşta da manevi bir değer göremez. Savaş, bireyin kendi doğası hakkındaki bilgisizliğinden, kendi yaşamındaki ahlaki değerlerin sorumluluğunu bir fanteziye, kendisinin dışında var olduğunu ve kendisinden üstün olduğunu düşündüğü ve onu kontrol eden pagan bir tanrıya -Ölümsüz İtalya'ya, bir Alman Irkına, bir Millete, bir Devlete- yüklemesinden kaynaklanır.
(No one who sees the plain fact that all moral and spiritual values of human life are in the individual, can possibly see any spiritual value in war. War comes from the individual's ignorance of his own nature, from his placing responsibility for the moral values of his own life in a fantasy, in a pagan god which he imagines exists outside himself and superior to him and controlling him-an Immortal Italy, a German Race, a Nation, a State.)
Rose Wilder Lane, "Özgürlüğün Keşfi: İnsanın Otoriteye Karşı Mücadelesi" adlı kitabında, gerçek ahlaki ve manevi değerlerin her bireyin doğasında bulunduğunu savunuyor. Bu bireyselliği anlamanın, savaşın gerçek bir manevi amaçtan yoksun olduğunun anlaşılmasına yol açtığını iddia ediyor. Bunun yerine çatışma, insanların kendileri hakkındaki bilgisizliklerinden ve onların varoluşlarındaki kendi rollerini tanımak yerine ahlaki sorumluluklarını tanrılar, uluslar veya ırklar gibi dış varlıklara yansıtma eğilimlerinden kaynaklanır.
Lane, bu yanlış sorumluluğun, kişisel ahlaki faillikten kopma duygusunu teşvik ettiğini ve bunun da savaş gibi yıkıcı sonuçlara yol açabileceğinin altını çiziyor. Ahlaki otorite için dış yapılara güvenen bireyler, kendilerini gerçek doğalarından uzaklaştırırlar. Yıkıcı savaş ve şiddet döngüsünün üstesinden gelmek için, barışçıl bir toplumu şekillendirmede bireysel sorumluluğu vurgulayarak, kişinin daha derin bir öz farkındalığını ve kişisel ahlaki değerlerinin farkına varmasını savunuyor.