Ya da belki değişmiyorlardı. Belki de şimdi her zaman olmak istedikleri şeye dönüşüyorlardı.
(Or maybe they weren't changing. Maybe they were just now becoming what they had always wanted to be.)
Bu alıntı, derin kimlik ve dönüşüm fikrine değiniyor ve bizi değişimin doğasını yeniden düşünmeye teşvik ediyor. Çoğunlukla değişim olarak algıladığımız şeyin, öz benliğimizi değiştirmekten çok, gerçekte kim olduğumuzun özgün bir versiyonunu gerçekleştirmek olabileceğini öne sürüyor. Bu perspektif özgürleştirici olabilir çünkü bazen rahatsız edici olan değişim deneyimini bir kayıp veya çarpıtma olarak değil, açığa çıkma olarak yeniden çerçevelendirir. Buradaki 'oluş' süreci, eski benliğimizden ayrılmak yerine, uzun zamandır beklenen özgünlüğe doğru bir yolculuk olarak tasvir ediliyor. Arzularımızın ve özlemlerimizin, belki bir süreliğine uykuda olan ama her zaman mevcut olan, bizim içsel parçalarımız olduğunu hatırlatır.
Buna bakıldığında, bu fikrin sabrı ve kendine şefkati teşvik ettiği açıktır. Çoğu zaman mücadele ediyoruz çünkü mevcut durumumuzu geçmişimizle veya ideal bir gelecekle karşılaştırıyoruz, dönüşümü tutarsızlık veya başarısızlık olarak yorumluyoruz. Ancak eğer dönüşüm gerçek benliğimize daha yakın uyum sağlamakla ilgiliyse, ileriye doğru atılan her adım potansiyeli terk etmek yerine onu gerçekleştirmek olarak görülmelidir. Bu fikir aynı zamanda değişimin korkulmadığı, kişisel gelişimin ve daha derin kendini gerçekleştirmenin bir işareti olarak benimsendiği bir zihniyeti de besler.
Eilis O'Neal'in "Sahte Prenses"i bağlamında bu düşünce, karakterlerin karşılaştığı kimlik ve kendini kabul etme mücadelelerinde yankı bulabilir. Her zaman olmak istediğimiz kişi olmanın dışsal değişimden ziyade içsel gerçekleri onaylamakla ilgili olduğu temasının altını çiziyor. Sonuçta bu alıntı özgünlüğü teşvik eder ve bize kişisel gelişimimizi şekillendiren doğuştan gelen arzuları onurlandırmamızı hatırlatır.