Bugger'lar en sonunda, biz insanların her bir insanın hayatına değer verdiğimizi öğrendiler... Ama bu dersi tam da umutsuzca yanlış olacak şekilde öğrendiler - çünkü biz insanlar, sebep yeterli olduğunda kendi hayatlarımızı geçiririz. Siperdeki dostlarımızı kurtarmak için kendimizi el bombasının üzerine atıyoruz. Siperlerden çıkıyoruz, siperlerdeki düşmana saldırıyoruz ve kaynak makinesinin altındaki kurtçuklar gibi ölüyoruz. Bedenlerimize bombalar takıyor, düşmanlarımızın ortasında kendimizi havaya uçuruyoruz. Sebep yeterli olduğunda biz deliyiz.
(The Buggers have finally, finally learned that we humans value each and every individual human life... But they've learned this lesson just in time for it to be hopelessly wrong-for we humans do, when the cause is sufficient, spend our own lives. We throw ourselves onto the grenade to save our buddies in the foxhole. We rise out of the trenches and charge the entrenched enemy and die like maggots under a blowtorch. We strap bombs on our bodies and blow ourselves up in the midst of our enemies. We are, when the cause is sufficient, insane.)
Alıntı, Buggers'ın da kabul ettiği gibi, insan fedakarlığına ve bireysel hayata verilen değere ilişkin derin bir anlayışı ortaya koyuyor. İnsanların her hayata değer verdiğini kabul ediyorlar, ancak bu farkındalık çok geç oluyor ve insan ruhuna ilişkin bir yanlış anlaşılmayı açığa çıkarıyor. Daha büyük bir amaç için fedakarlık yapma isteği, insanlığın ezici zorluklarla karşı karşıya kaldığında sergilediği cesaretin ve çaresizliğin benzersiz bir yönünü gösteriyor.
Bu pasaj, insanların önemli gördükleri bir amaç veya neden tarafından yönlendirildiklerinde aşırı davranışlar sergileyebileceklerini vurguluyor. Bir kişinin hayatını riske atmaya ve hatta feda etmeye bu istekliliği, bu tür seçimlerin doğasında bulunan hem asaleti hem de trajediyi vurgulayan bir tür delilik olarak çerçevelenir. Sonuçta Buggers'ın dersi, insani değer ve motivasyonun temelden yanlış yorumlandığını gösteriyor.