Pek çok insan 'Betsy'nin Düğünü'ndeki o adamın ben olduğumu düşünüyor ama değilim. Benim için önemli olan, bir düzeyde karakterle duygusal olarak bağ kurmamdır.
(A lot of people think I'm that guy in 'Betsy's Wedding', but I'm not. What it is for me is that, on some level, I connect with the character emotionally.)
Anthony LaPaglia'nın bu sözü, oyuncuların sıklıkla karşılaştığı büyüleyici bir dinamiğe ışık tutuyor: halk tarafından rollerinden biriyle yakından özdeşleştirilmek. Bu olgu bazen oyuncunun gerçek kişiliği ile canlandırdığı karakterler arasındaki çizgiyi bulanıklaştırabiliyor. Çarpıcı olan, LaPaglia'nın, insanlar onu ağırlıklı olarak belirli bir karakterle ilişkilendirse de, daha derindeki gerçeğin yüzeysel özdeşleşmeden ziyade duygusal bağlantıyla ilgili olduğunu nasıl açıklığa kavuşturduğudur. Bu, oyunculuğun çok önemli bir yönünü vurguluyor: Bir oyuncunun role getirdiği duygusal yankı ve özgünlük; bu, genellikle oyuncu ile izleyici arasındaki boşluğu dolduran şeydir.
Bizi gözlemci olarak kamusal bağlamlarda farklı roller üstlenen bireyleri (aktörler, politikacılar veya diğer tanınmış kişiler) nasıl algıladığımızı yeniden düşünmeye davet ediyor. Deneyimlerinde ve hislerinde, yalnızca toplum içinde üstlendikleri rollerden hemen anlaşılamayan zengin, temel bir derinlik vardır. Daha geniş anlamda, kimliğinin veya işinin bir yönü nedeniyle yanlış anlaşıldığını veya gizlendiğini hisseden herkeste yankı uyandırır ve bize yüzeydeki izlenimlerin altındaki duygusal karmaşıklıkları takdir etmemizi hatırlatır. Aktörlerin rolleriyle geliştirdikleri duygusal bağlantıların yoğun doğası göz önüne alındığında, onların zanaatlarıyla hem son derece kişisel hem de evrensel olarak ilişkilendirilebilir bir şey olarak empati kurmamızı sağlıyor. Alıntı, kimlik, performans ve insan deneyimine ilişkin daha incelikli bir anlayışı teşvik ediyor.