"Yüksek Kaledeki Adam" da, bir Amerikalı olan Frank Frink'in bir Alman polis memuru tarafından karşı karşıya kaldığında gergin bir değişim meydana gelir. Polisin ifadesi, milliyeti aşan keskin bir gerçekliği vurgular; Frink’in Yahudi olarak kimliği, Nazi ideolojisinin egemen olduğu bir dünyada önyargı odak noktası haline gelir. Bu an, kişisel ve toplumsal kimliğin anlatı içindeki kesişimini yakalar ve sadece totaliter bir rejimde sadece kişinin etnik kökeniyle tanımlanmanın tehlikelerini gösterir.
Bu kısa etkileşim sadece bir distopik toplumdaki bireylerin karşılaştığı sert gerçekleri vurgulamakla kalmaz, aynı zamanda okuyucunun karakterlerin baskıcı güçlere karşı mücadelelerini anlamasını da derinleştirmeye hizmet eder. Frink'in, memurun Yahudi geçmişini tanımasıyla yan yana gelen Amerikan kimliğine ilişkin iddiası, kişisel özgürlüğün kırılganlığını ve romanda ayrımcılığın yaygın doğasını sergileyen sistemik baskı karşısında kimliğin karmaşıklığını yansıtır.