Bana burnu iyi olan bir adam verin... iyi bir kafa istediğimde - işin yapılmış olması şartıyla - eğitimi uygun olduğu sürece - uzun burunlu bir adam seçerim.
(Give me a man with a good allowance of nose ... when I want any good head - work done I choose a man - provided his education has been suitable - with a long nose.)
Napolyon'un bu alıntısı, sezgi ve algının metaforik önemini etkili liderlik ve karar alma ile ilgi çekici bir şekilde ilişkilendiriyor. "Burnun iyi payı" ve "uzun burun" vurgusu, hemen belli olmayabilecek karmaşık durumları veya fırsatları tespit etme, anlama ve öngörme konusunda yüksek bir beceriye işaret eder. Bu tasvir ilgi çekicidir çünkü yalnızca eğitim gibi geleneksel yetenek belirteçlerinin ötesine geçerek içgüdü ve öğrenilmiş bilginin incelikli birleşimini vurgulamaktadır.
Napolyon, eğitimin inkâr edilemeyecek derecede önemli olmasına rağmen, "iyi kafa çalışması"nın başarılı bir şekilde uygulanmasının aynı zamanda belirli bir doğuştan algısallık (sezgi veya içgüdüye benzer bir şey) gerektirdiğini öne sürüyor ve bunu "uzun burun" metaforuyla örnekliyor. Pratik açıdan bu, yalnızca teknik bilgiye sahip değil aynı zamanda strateji, öngörü ve uyum sağlama konusunda ince bir anlayışa sahip olan bireyleri aramak anlamına gelebilir. Öğretilen ile doğuştan anlaşılan veya hissedilen arasındaki dengeyi vurgular.
Liderlik dinamiklerinde bu içgörü çok değerli hale gelir. En iyi liderler veya düşünürler genellikle zorlukları, potansiyel riskleri ve yeni fikirleri "ortaya çıkarma" ve böylece ilerlemeyi hızlandıracak bilinçli kararlar verme konusunda benzersiz bir yeteneğe sahiptir. Napolyon'un metaforu bugün bile geçerliliğini koruyor ve bize eleştirel düşünme ve eğitimin, eşit derecede hayati bir bileşen olan algısal içgörü olmadan tek başına yetersiz olduğunu hatırlatıyor. Sonuç olarak, liderlik ve karar vermede insan unsurunun, yani etkili eylemi körükleyen bilgi ve sezginin bütünleşmesinin kabul edilmesidir.