Sen çocukken yatağının altında yaşayan canavarın gerçekten orada olduğunu ve babanla birkaç bira içtiğini bilmek istemedim.
(I didn't want to know that the monster that lived under your bed when you were a kid not only really is there but used to have a few beers with your dad.)
Robin McKinley'in "Gün Işığı" adlı öyküsünde, kahramanın hepimizin sahip olduğu çocukluk korkularını, özellikle de canavarların gözümüzün önünde gizlendiği fikrini yansıttığı dokunaklı bir an vardır. Alıntı, masumiyetin kaybolduğunu ve çocuklukta yaşanan korkuların aile etkileşimleri gibi gerçek hayattaki bağlantılarla bağlantılı olduğunun rahatsız edici bir şekilde farkına varıldığını öne sürüyor. Fantezi ve gerçekliğin bu karışımı, korkularına rahatsız edici bir derinlik katıyor ve ebeveyn gibi tanıdık figürlerin farkında olmadan bu yaratıklarla kesişmiş olabileceğini ima ediyor.
Yazar, yatağın altındaki canavarların sadece hayal ürünü olmaktan öte bir şey olduğu çocukluk deneyimlerinin karmaşıklığını yakalıyor; geçmişimiz ve sevdiklerimizle ilgili gizli gerçekleri temsil ediyorlar. Anlatı, bu canavarların babasıyla bazı anlar paylaştıklarını ortaya çıkararak, güvenlik ile bilinmeyen arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor ve karakteri -ve okuyucuyu- bu açıklamaların rahatsız edici doğasıyla yüzleşmeye zorluyor. Bu tür temalar derinden yankı buluyor ve büyümenin genellikle daha karanlık gerçeklere dair farkındalığın beraberinde geldiğini gösteriyor.