Aslında olay şu: Amerikan hayatı, Amerikan rüyası ya da her neyse hakkındaki fikrim, kendi evimin mahremiyetinde dilediğimi yapabileceğimdir. Ve kimseye zarar vermediğim sürece kimsenin ne yaptığımı bilmeye hakkı yok. Saklamam gereken asıl şey saklayacak hiçbir şeyimin olmamasıdır.
(Really what it gets down to is that my idea of the American life, the American dream, whatever, is that I can do what I wish in the privacy of my own home. And as long as I'm not hurting anyone, no one has a right to know what I do. The main thing that I have to hide is that I don't have anything to hide.)
Bu alıntı kişisel özgürlüğü ve bireysel mutluluk arayışında mahremiyetin önemini vurguluyor. Mahremiyetin doğası gereği şüpheli olduğu fikrine meydan okuyor, bunun yerine gerçek özgürlüğün, kişinin eylemleri başkalarına zarar vermediği sürece gereksiz incelemelere maruz kalmadan yaşama özgürlüğünü içerdiğini öne sürüyor. Konuşmacı bir paradoksun altını çiziyor: Masumiyet ve şeffaflığın çoğu zaman mahremiyet arzusuyla bir arada var olduğunu vurgulayarak gizlemenin olmaması bir erdem olabilir. Toplumsal ahlak ve mahremiyet algılarıyla ilgili soruları gündeme getirerek kişisel özgürlük ile toplumsal yargı arasındaki sınırlara dair yansımaları ateşliyor.