Boynuma doladığım zincir gün ışığında da parlıyordu. Bu sabah daha çok altına benziyordu, ama parmağımla karıştırdığımda tuhaf, yanardöner bir nitelik taşıyordu, hiç de gerçek altına benzemiyordu, pek bilgim de yoktu. Her zaman plastik ve yapay elmasları tercih etmiştim.
(The chain round my neck gleamed in the daylight too. It looked more like gold this morning, but if I stirred it with a finger it had a queer iridescent quality not at all like real gold, not that I had much acquaintance with the stuff. I had always favored plastic and rhinestones.)
Anlatıcı, boyunlarına taktıkları, güneş ışığı altında altın gibi parıldayan bir zinciri yansıtıyor. Altın görünümüne rağmen yumuşak bir dokunuş, onu gerçek altından ayıran kendine özgü yanardöner özelliğini ortaya çıkarır. Bu ayrıntı, anlatıcının gerçek altınla ilgili sınırlı deneyimine işaret ediyor ve plastik ve yapay elmaslar gibi daha uygun fiyatlı malzemeleri takdir ettiğini gösteriyor.
Bu karşıtlık, anlatıcının görsel olarak çekici ancak daha az değerli olan, maddi zenginlik yerine kişisel zevke odaklanan öğeleri tercih etmesini vurguluyor. Anlatıcı özgünlük yerine stile öncelik verdiği için zincir, daha yaratıcı veya alışılmadık bir yaşam tarzıyla bağlantıyı simgeliyor.