İnsan haklarını koruma yasalarına itiraz edenler genellikle bunu, bu yasaların üstünde olmak istedikleri için yaparlar.
(Those who object to human rights protection laws typically do so because they want to be above those laws.)
Bu alıntı, sosyal adalet ve yasal çerçeveler alanında temel bir gerilimin altını çiziyor. Bireyler, insan haklarını korumaya yönelik yasalara karşı çıktıklarında, bu genellikle kendilerini herkese yönelik korumalardan muaf tutma arzusunu ortaya çıkarır. Bu tür bir muhalefet, hükümetin aşırı müdahalesine, kültürel farklılıklara veya yasaların amacının yanlış yorumlanmasına ilişkin meşru kaygılardan kaynaklanabilir. Bununla birlikte, daha yaygın olarak, altta yatan kişisel çıkar tutumunu, yani kişisel veya grup ayrıcalıklarını kolektif haysiyet ve adaletin önünde tutma isteğini açığa çıkarır. Bu tutum tehlikeli olabilir çünkü eşitlik ve adalete yönelik çabaları baltalıyor, toplumsal uyumu tehdit ediyor. "Yasanın üstünde" olma kavramı, hesap verebilirliğin reddedilmesini akla getiriyor ve bu da eşitlik ve adalete dayanan adil bir hukuk sisteminin ilkelerine aykırıdır. Belirli çıkarların veya grupların hakların korunmasından muaf tutulmaya çalıştığı fikri, güç dinamikleri hakkında kritik soruları gündeme getiriyor: Bu tür muafiyetlerden kim yararlanıyor ve diğerlerine ne pahasına? Aynı zamanda insan haklarının desteklenmesinde dikkatli olmanın önemini de vurguluyor; yalnızca yüce idealler olarak değil, aynı zamanda uygulanabilir korumalar olarak da. Kanunların amacı, evrensel haysiyetin korunduğu, tüm bireylere saygı ve adaletle davranılmasını sağlayan bir çerçeve oluşturmaktır. Yasalara, özellikle de savunmasız nüfusları korumayı amaçlayan yasalara direnildiğinde, bu genellikle ayrıcalık veya kontrolü kaybetme korkusu anlamına gelir. Bu eğilimin farkına varmak çok önemlidir çünkü bu, toplumların yalnızca yasal itirazları değil aynı zamanda altta yatan sosyal ve kültürel korkuları da ele almasına olanak tanıyarak daha kapsayıcı ve adil bir ortam oluşmasını sağlar.