İngiltere'deki gibi bir aile ortamında büyüdüğünüzde bir bütün olursunuz; biz buna pub kültürü diyoruz ve gerçekten de öyle. Büyüyorsunuz, kelimenin tam anlamıyla işten eve geliyorsunuz, herkes 6:30'da bara gidiyor, 10:30'a kadar içiyorsunuz, eve gidip uyuyorsunuz. Bu bizim tüm hayatımızdı; tüm teyzelerim, amcalarım ve büyükbabam 85 yaşına kadar içti.
(Well, when you grow up in a family situation like in England, you're whole - we call it pub culture, and it is, really. You grow up, you literally come home from work, everyone goes to the pub at 6:30, you drink till 10:30, go home and go to bed. That was our entire life - all my aunts and uncles, and my grandfather drank 'til he was 85.)
Bu alıntı, barların ortak merkezler olarak hizmet verdiği ve aile kültürünü genişlettiği geleneksel İngiliz yaşamının sosyal dokusuna bir bakış sunuyor. Nesiller boyu süren bir gelenek ve topluluk duygusu yaratarak bara gitmenin günlük rutin içinde ne kadar köklü olduğunu vurguluyor. Aynı zamanda bu tür sosyal alışkanlıkların kişisel ve ailesel kimlikleri şekillendirdiğini, sürekliliği ve paylaşılan deneyimleri vurguladığını öne sürüyor. Canlı tasvir bize kültürel geleneklerin yaşam tarzını ve kişilerarası bağları nasıl etkileyebileceğini, nesiller boyunca aidiyet ve süreklilik duygusunu nasıl geliştirebileceğini hatırlatıyor.