Yorgun gün ışığını saçtığında başımı dinlendiriyorum ve hayal kuruyorum, gecenin büyük, karanlık kuşuna biniyorum, çok sakin ve dingin. Sonra uzaktaki gökyüzünde gülümseyen aya dokunabiliyorum ve kanat çırparak geçerken her yıldızdan birer pırıltı çalabiliyorum. Geceyi şafak sökene kadar uçuracağız ve doğudaki gün doğumunun muhteşem manzarasına hayret etmek için karanlık bitene kadar bekleyeceğiz. Öyleyse uyu küçüğüm, devedikeni gibi yumuşak süzül ve gecenin bittiğini görmek için uyan, güzel sabahın altın elbisesini.
(When weary day does shed its light, I rest my head and dream, I ride the great dark bird of night, so tranquil and serene. Then I can touch the moon afar, which smiles up in the sky, and steal a twinkle from each star, as we go winging by. We'll fly the night to dawning light, and wait 'til dark has ceased, to marvel at the wondrous sight, of sunrise in the east. So slumber on, my little one, float soft as thistledown, and wake to see when night is done, fair morning's golden gown.)
Bu pasaj, günün yorgunluğunu taşıyan konuşmacının rüyalarda huzuru bulduğu rahatlatıcı ve büyülü bir gece deneyimini yansıtıyor. Göksel yolculukları sırasında aya dokunurken ve parıldayan yıldızları toplarken, görkemli kara bir kuşla uçmayı, huzur duygusunu hissetmeyi hayal ediyorlar. Bu görüntüler gerçeklikten sakin bir kaçışı çağrıştırıyor.
Gece yolculuk ederken şafağa dair beklentiler artıyor. Konuşmacı, küçük çocuğu dinlenmeye teşvik eder ve sabah ışığının güzelliğine ve yeni bir günün sıcaklığına uyanacağına söz verir. Bu nazik hatırlatma, gece ve gündüz döngüsünü vurgulayarak doğanın harikasını ve gün batımından şafağa büyüleyici geçişi kutluyor.