Esme önden atlıyor. Sanki yerdeki işaretleri görebiliyormuş gibi bir ayağından diğerine atlıyor, kendisi göremiyor. Yağan karın hafifliğiyle sürekli zıplıyor, sekiyor ve fırıl fırıl dönüyor, sorularla ışıl ışıl ona bakıyor, elini çekiştiriyor, vücudunun yapabildiği tüm hızla koşuyor ve sonra sanki onu onun gelişine kutsamış gibi ilerideki noktada sekiyor. Onu mutlu etmek o kadar kolaydır ki bazen aldatıyormuş gibi görünür.
(Esme skips on ahead. Jumping from one foot to the other, as if she can see markings on the ground he can't. She is constantly jumping and skipping and twirling with the lightness of falling snow, looking up at him bright with questions, tugging on his hand, dashing off with all the speed her body is capable of and then skipping on the spot up ahead as if consecrating it for his arrival. It is so easy to make her happy that it seems like cheating at times.)
Bu pasaj, Esme'nin coşkun enerjisini ve masumiyetini güzel bir şekilde yakalıyor ve gençliğin neşesi ve merakının canlı bir görüntüsünü aktarıyor. Esme'nin atlama, atlama, dönme hareketleri sadece bedende değil ruhta da bir hafiflik hissi uyandırıyor ve yağan karın narin ve neredeyse ruhani doğasını anımsatıyor. Bu çocuksu coşku, görünüşte sıradan olan çevreyle tezat oluşturuyor ve belki de mutluluk ve umut anlarının sıradan veya zor olanı nasıl aydınlatabileceğini gösteriyor. Esme'nin başkalarının konuşamayacağı ince, görünmez ipuçlarını algılama şekli, çocuklarda sezgisel bir bilgeliğe, yetişkinlerin sıklıkla zamanla kaybettiği filtrelenmemiş bir iyimserliğe işaret ediyor. Diğer karaktere yönelttiği parlak soruları ve onu dahil etme hevesi, elini çekiştirmesi ve önündeki yolu hazırlaması, bir güveni ve derin bir bağı simgeliyor, arkadaşlığın ve genç masumiyetin dönüştürücü gücünü vurguluyor. Açıklama, onu mutlu etmenin ne kadar kolay olduğuna dair bir düşünceyle bitiyor, sanki bu sanki bir tür 'aldatma'ymış gibi; sadelik ve insani ilişkilerden duyulan gerçek haz üzerine dokunaklı bir yorum. Okuyucuları, genellikle karmaşık olan bir dünyada sevincin nadir ve saflığının bazen ne kadar zahmetsiz hissettirebileceğini düşünmeye davet ediyor ve bu tür hafif anların duygusal canlılığı sürdürmede ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Glenn Haybittle'ın "Floransa'ya Dönüş Yolu" adlı eserinden alınan bu pasaj, umut, neşe ve bireyler arasında paylaşılan basit anların onarıcı gücünün altını çiziyor.