Herkesin kusurları vardır ve her ülkenin kusurları vardır. Ancak daha önce çok yanlış olduğunu, bazen şimdi öyle olduğunu ve muhtemelen yine öyle olacağını bilseniz bile, bir şeyi yine de sevebilirsiniz.
(Everybody has flaws, and every country has flaws. But you can still love something even though you know it's been so wrong before, and sometimes is now, and probably will be again.)
Bu alıntı, insan doğasının ve ulusal kimliğin doğasında var olan karmaşıklığın derin bir yansımasını sunuyor. Kusurluluğu yalnızca bireysel bir özellik olarak değil, ülkeler gibi kolektifleri de kapsayan ortak bir durum olarak kabul eder. Her şeyin -insanların ve ulusların- kusurları olduğunun kabul edilmesi bir empati ve kabul çağrısıdır. Ancak mesajı derinden ilgi çekici kılan şey, bu kusurlara rağmen sevgiye yapılan vurgudur. Bir şeyi hatalarını kabul ederek sevmek, kararsızlık veya inkar yerine dirençliliği ve anlayışı teşvik eden olgun, incelikli bir duruştur.
Alıntı aynı zamanda bir tür tarihsel bilinci de akla getiriyor; hataların ve yanlış eylemlerin geçmişin, bugünün ve muhtemelen geleceğin parçası olduğunu kabul eder. Bu kabul, tarihi örtbas etmeyi reddettiği veya ilerleme veya değişimin mükemmellik anlamına geldiğini iddia etmeyi reddettiği için çok önemlidir. Bunun yerine, önemsediğimiz varlıkların devam eden, kusurlu yolculuğunu vurgulayarak aşkın bir tür zorlu bağışlama ve sabır gerektirdiği fikrini güçlendiriyor.
Üstelik kişisel düzeyde bu güçlendirici ve rahatlatıcı olabilir. Karmaşık duyguları doğrular: bireyler, ilişkiler ve uluslar için kusurları ve yanlışları tam olarak bilerek, vazgeçmeden veya kınamadan sevmek. İdealler ile gerçeklik arasındaki ikililiği yumuşatır ve bizi karmaşıklıkla dürüstçe ilgilenmeye teşvik eder. Sonuçta sevginin dinamik, kalıcı bir güç olabileceğini, insanoğlunun ve toplumların karmaşıklığı karşısında bizi ayakta tutabileceğini öne sürüyor. Bu bakış açısı, kutuplaşma ve mükemmeliyetçiliğin çoğu zaman şefkatli anlayışı gölgede bıraktığı bir dünyada yankı buluyor.