Gerçek sevgi her zaman sabittir, değişmez. Dereceye, seviyeye veya türe göre bir ayrım yoktur. Tek bir tür olduğu ve herkesin içinde bulunduğu için karşılaştırmaya veya yargılamaya gerek yoktur. Ego ve etrafımızdaki dünya bizi bunun tersine inandırırdı.
(Genuine love is ever constant, unchanging. There is no separation by degrees, levels, or kinds. There is no comparison or judgment since there is just one kind and it is inside everyone. Ego and the world around would have us believe otherwise.)
Bu alıntı, gerçek aşkın evrensel ve değiştirilemez doğasını çok güzel bir şekilde özetliyor. Gerçek sevginin yüzeysel ayrımlardan veya dış koşullardan etkilenmeyen sürekli bir güç olduğunu ileri sürer. Sevgiyi zenginlik, görünüm, statü veya diğer toplumsal ölçütlere göre yargılamak gibi hiyerarşiyi, koşulları ve yargıları sıklıkla vurgulayan bir dünyada bu bakış açısı, herkesin içinde mevcut olan tekil, içsel bir sevgi biçimini tanımak için bu sınırlamaların ötesine geçer. Aşk anlayışımızı çarpıtan, bizi karşılaştırmalı yargılara ve yüzeysel değerlendirmelere yönlendiren egoya ve dış doğrulamalara olan güvenimizi sorgular.
Her insanın içinde tek bir tür sevginin olduğu düşüncesi, sevginin evrenselliğini ve erişilebilirliğini vurgulamaktadır. Sevgiyi özel anlara veya belirli insanlara ayrılmış bir şey olarak görmekten, onu tüm varlıkların içinde her zaman mevcut olan bir çekirdek olarak kabul etmeye doğru bir değişimi savunuyor. Böyle bir anlayış, derin bir şefkat, sabır ve kabullenme duygusu uyandırabilir ve ayrılık yerine birlik duygusunu teşvik edebilir. Bize dış etiketlerin ve toplumsal yapıların çoğu zaman bu temel gerçeği gizlediğini, bizi kendi içimize bakmaya ve hepimizin içinde bulunan saf sevgi özüyle bağlantı kurmaya teşvik ettiğini hatırlatır.
Sevgiyi bu şekilde anlamak hem bireysel ilişkilerimizi hem de başkalarına ilişkin genel algılarımızı dönüştürebilir. Rekabet etmek veya yargılamak yerine, ortak manevi özümüzün tanınmasına dayanan daha kapsayıcı, açık yürekli bir yaklaşımı benimseyebiliriz. Bunu yaparak, egonun yönlendirdiği anlatılara meydan okuyoruz ve daha özgün, şefkatli bir dünya görüşü geliştiriyoruz; sevginin koşullu veya bölünmüş olmadığı, hepimizi birbirine bağlayan temel güç olarak kabul edildiği bir dünya.