Doğaçlama yapmayı seviyorum. Komediyi seviyorum. Çok gençken bile hep böyle hissettim.
(I love doing improv. I love comedy. I have always felt this way, even when I was really young.)
Genç yaşlardan itibaren bireyin komedi ve doğaçlamaya olan tutkusu parlıyor ve yaratıcı ifade ve mizahla gerçek bir bağı yansıtıyor. Bu tür sarsılmaz bir coşku, içimizde derinden yankılanan bir şey bulduğumuzda, bunun çoğu zaman ömür boyu sürecek bir arayışa dönüştüğünü gösterir. Bir sanat formu olarak doğaçlama, yalnızca hızlı düşünmeyi ve zekayı değil, aynı zamanda sahnede savunmasız ve özgün olma isteğini de gerektirir. Bu kişinin buna olan sevgisi, kendiliğindenliği ve komedinin öngörülemeyen doğasını kucaklamakta neşe ve doyum bulduklarını gösteriyor. Çocukluktan yetişkinliğe kadar bu kadar tutarlı bir sevgi, ilgilerinin geçici olmadığını, kimliklerinin temel bir yönüne kök saldığını gösteriyor. Komedi, insanları birbirine bağlama, duyguları uyandırma ve hatta zor zamanlarda rahatlama sağlama konusunda eşsiz bir güce sahiptir. Bu birey için doğaçlama yapmak muhtemelen hem yaratıcı bir çıkış noktası hem de kişisel mutluluk kaynağı olarak hizmet ediyor. Onları kendilerine sadık kalmaya, yeni fikirler keşfetmeye ve mizahi bir ortamda işbirliği içinde çalışmanın getirdiği dostluğun tadını çıkarmaya teşvik eder. Bu alıntı, genç yaşlardan itibaren tutku sahibi olanlara ilham veriyor ve bize, sevdiğimiz şeyin peşinden gitmenin yaşam boyu tatmin ve anlam getirebileceğini hatırlatıyor. Aynı zamanda bir zanaata duyulan gerçek sevginin kişinin yaşam tercihlerini ve kişisel gelişimini nasıl şekillendirebileceğini, deneyimlerini zenginleştirebileceğini ve belki de etraflarındaki başkalarını da etkileyebileceğini vurguluyor.