Bir şeyler ters gittiğinde içgüdülerime güveneceğim.
(I'm going to trust my instincts when something's wrong.)
İnsanın içgüdülerine güvenmesi insanın karar vermesinin önemli bir yönüdür. Çoğu zaman bilinçaltımız, bilinçli zihnimizin tam olarak işlemediği ipuçlarını ve kalıpları yakalar ve somut kanıtlar ortaya çıkmadan önce bile bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetmemize yol açar. Bu sezgisel beceriyi benimsemek, özellikle mantıksal analizin çok yavaş veya yetersiz olabileceği durumlarda, çok önemli bir hayatta kalma mekanizması olarak hizmet edebilir. Güçlü bir sezgi duygusu geliştirmek, ince duygulara, beden diline ve duygusal tepkilere yakından dikkat etmeyi gerektirir. Bireyleri genellikle birikmiş deneyim ve bilgilerden kaynaklanan içgüdüsel duyguları göz ardı etmek yerine iç seslerini dinlemeye teşvik eder. İçgüdülerimizin bir erken uyarı sistemi olarak hizmet edebileceğini kabul ettiğimizde, kişisel ilişkilerde, profesyonel senaryolarda veya öngörülemeyen ortamlarda proaktif kararlar verme yeteneğimizi geliştiririz. Yine de bir denge kurmak önemlidir; sezgi rasyonel analizi tamamlamalı, tamamen onun yerine geçmemelidir. Eleştirel bir değerlendirme olmadan içgüdüsel duygulara aşırı güvenmek, önyargılara veya dürtüsel eylemlere yol açabilir. Kişinin içgüdülerine sorumlu bir şekilde güvenmeyi öğrenmek, kişisel farkındalığı ve derinlemesine düşünmeyi geliştirmeyi, sezginin ne zaman güvenilir bir rehber olduğu ve ne zaman daha fazla kanıta dayalı akıl yürütmeye ihtiyaç duyulduğunu ayırt etmeyi içerir. Sonuçta, kişinin içgüdülerini dinlemek güveni ve özgünlüğü geliştirebilir ve bireylerin karmaşık durumları daha net ve güvenli bir şekilde yönetmesine olanak sağlayabilir.