Televizyona girdiğimde, kendilerini televizyonda görmenin, bağ kurabilecekleri bir şeyi görmenin, bir şekilde kendilerine benzediğini hissetmenin gücünü, insanları ne kadar derinden etkilediğini gerçekten öğrendiğimi öğrendim; insanlar onaylandıklarını hissediyorlar. Bu küçük bir şey değil. İnsanlar için gerçekten çok şey ifade ediyor. Aslında insanları değiştirebilir.
(I really learned that, when I got into television, I really learned the power, how deeply it affects people to see themselves on television, to see something that they can relate to, that they feel is like them in some way; people feel validated. Its not a little thing. It really means a lot to people. It actually can change people.)
Bu alıntı televizyonun izleyiciler üzerinde yaratabileceği derin etkiyi vurgulamaktadır. Kendini ekranda temsil ettiğini görmenin, bireysel öz algıyı ve toplumsal anlayışı olumlu yönde etkileyebilecek bir doğrulama ve bağlantı duygusunu teşvik ettiğini vurguluyor. Medyanın gücü sadece eğlencede değil, aynı zamanda gerçeği yansıtma ve değişimi etkileme yeteneğinde de yatmaktadır; bu da onu algıları şekillendirmede ve empatiyi teşvik etmede önemli bir güç haline getirmektedir.