Uzun yıllardır New York ve L.A.'de yaşıyorum ama hâlâ New Orleans'a çekiliyorum; burası çok benzersiz ve çok Avrupalı. Ülkede buna benzer başka bir şey yok. Kendine has müziği, kendine has yemeği, kendine has tarzı, kendine has yaşam tarzı var.
(I've lived in N.Y. and L.A. for many years, but I still gravitate to New Orleans - it's so unique and so European. There's nothing else like it in the country. It has its own music, its own food, its own style and its own way of life.)
Bu alıntı, konuşmacının New Orleans'a duyduğu derin bağı ve sevgiyi güzel bir şekilde yansıtıyor. New York ve Los Angeles gibi diğer büyük şehirleri deneyimlemelerine rağmen, Avrupa etkilerini kendi canlı kültürüyle kusursuz bir şekilde harmanlayan New Orleans'ın kendine özgü cazibesi onları cezbetmektedir. Eşsiz müziğine, mutfağına ve yaşam tarzına yapılan vurgu, şehrin ülkenin başka yerlerinde benzeri olmayan güçlü bir kimliği nasıl geliştirdiğini vurguluyor. Bazı mekanların sadece fiziki özellikleriyle değil, ruhu ve ruhuyla da kalıcı izler bıraktığını hatırlatıyor bize. Böyle bir bakış açısı bizi farklı şehirlerin ve toplulukların sunduğu kültürel zenginliği ve bireyselliği takdir etmeye teşvik eder.