Eğer bilimde bile bir teoriyi, destekçilerinin sayısını, inancını ve ses enerjisini değerlendirmek dışında yargılamanın bir yolu yoksa, sosyal bilimlerde bu daha da fazla böyle olmalıdır: Gerçek iktidardadır.
(If even in science there is no way of judging a theory but by assessing the number, faith and vocal energy of its supporters, then this must be even more so in the social sciences: truth lies in power.)
Imre Lakatos'un bu alıntısı, hem doğa bilimlerinde hem de özellikle sosyal bilimlerde bilginin nesnelliği konusunda derin bir şüpheciliğin altını çiziyor. Bir teorinin kabul edilmesinin yalnızca ampirik veya mantıksal geçerliliğinin bir fonksiyonu olmadığını, aynı zamanda sosyal faktörlerden - yani kaç kişinin onu desteklediğinden, ona ne kadar hararetle inandığından ve onu ne kadar yüksek sesle savunduğundan - güçlü bir şekilde etkilendiğini ileri sürer. Bu gözlem, bilimsel fikir birliğinin ardındaki insan unsurunu açıkça ortaya koyuyor. Bilimde ideal olarak teoriler açıklayıcı güçleri ve ampirik yeterlilikleri açısından değerlendirilmelidir. Ancak Lakatos, burada bile fikir birliğinin saf rasyonel değerlendirmeden ziyade sosyal dinamikler, politikalar veya öznel bağlılık tarafından şekillendirilebileceğini belirtiyor.
Bu mantığı insan toplumlarını ve davranışlarını inceleyen sosyal bilimlere genişleten alıntı, gerçeğin güçle daha da iç içe geçtiğini iddia ediyor. İnsani bakış açılarının, ideolojilerin ve çıkarların derinden gömülü olduğu alanlarda hakim anlatı sıklıkla nesnel gerçeklerden ziyade mevcut güç yapılarını yansıtır. Dolayısıyla 'gerçek iktidarda yatar' ifadesi, toplumsal etki ve tahakkümden ayrılamaz olan eleştirel bir bilgi görüşünü kapsar.
Bu yansıma bizden bilimsel bilgiye tevazu ve eleştirel farkındalıkla yaklaşmamızı ister. Sosyal, politik ve tarihsel bağlamların 'gerçek' olarak kabul edilen şeyi nasıl şekillendirdiğinin anlaşılmasını teşvik eder. Teorilerin onaylanmasında gücün ve inancın rolünün kabul edilmesiyle, hem bilim adamlarına hem de topluma bilginin nadiren tarafsız veya sabit olduğu, dinamik olduğu ve çoğu zaman tartışmalı olduğu hatırlatılır. Böyle bir anlayış, süregelen eleştirel araştırmayı ve hakim paradigmaların sorgusuz sualsiz kabul edilmesindeki kayıtsızlığa karşı uyanıklığı teşvik eder.