Kütüphanesinde her zaman boş zaman ve huzur bulacağından emin olmuştu; Elizabeth'e söylediği gibi evin her odasında çılgınlık ve kibirle karşılaşmaya hazır olmasına rağmen orada onlardan uzak kalmaya alışmıştı.
(In his library he had been always sure of leisure and tranquility; and though prepared, as he told Elizabeth, to meet with folly and conceit in every other room in the house, he was used to be free from them there)
Jane Austen'in 'Gurur ve Önyargı' kitabından alınan bu pasaj, kişisel bir kütüphanenin, sosyal etkileşimler ve ev hayatı kaosu içinde sağladığı sığınağı canlı bir şekilde özetliyor. Kütüphane, kişinin genellikle sosyal toplantılara veya ev odalarına nüfuz eden havailiklerden, kibirden ve gösterişten kaçabileceği bir sığınak ve entelektüel teselli alanı olarak ortaya çıkar. Sık sık toplumsal beklentiler ve yüzeyselliklerin karıştığı bir dünyada, düşünmeye, bilgiye ve huzura adanmış kişisel alanların önemini vurguluyor. Austen'in tasviri, kişiyi aptallığın ve kibrin istenmeyen varlığından koruyan, zihni ve ruhu besleyen evrensel bir inziva arzusunun altını çiziyor. Bu tür alanlar bireysel refah için hayati öneme sahiptir; düşünce, öğrenme ve kişinin tutkularıyla gerçek anlamda ilgilenmesi için sessiz bir alan sunar. Bireysel olarak bu ortam, kişisel sınırların değerini ve kişinin özgürce düşünebileceği, dış iddialarla kesintiye uğramadığı özel bir ortama sahip olmanın önemini yeniden doğrular. Daha geniş bir düzeyde, Austen sosyal iddiaları incelikli bir şekilde eleştiriyor gibi görünüyor ve gerçek barışın ve gerçek anlayışın çoğu zaman sosyal formalitelerin gürültüsünden uzakta bulunduğunu öne sürüyor. Bu nedenle kütüphane, yalnızca fiziksel bir alanı değil, aynı zamanda dışsal kargaşanın ortasında iç barış arzusunu da simgeliyor ve sürekli meşgul yaşamlarımızda kişisel bir sığınağa sahip olmanın zamansız önemini vurguluyor.