Aşkın ışığı altında cesur olmaya cesaret ederiz. Ve birdenbire aşkın her şeye mal olduğunu ve her zaman öyle olacağını görüyoruz. Ancak bizi özgür kılan yalnızca sevgidir.
(In the flush of love's light, we dare be brave. And suddenly we see that love costs all we are, and will ever be. Yet it is only love which sets us free.)
Aşk, bir insanın yaşayabileceği en derin ve dönüştürücü deneyimlerden biridir. Aşk, zirve noktasında içimizde bir korkusuzluk duygusunu ateşler ve bizi belki de başka türlü sergilemeyeceğimiz cesaret ve hassasiyetle hareket etmeye zorlar. "Aşkın ışığının parıltısında" ifadesi, aşkın yoğunluğunun duygularımızı aydınlattığı, bizi şansımızı denemeye ve kendimizi tamamen açmaya teşvik ettiği o kısacık anı çok güzel yakalıyor. Bu cüretkârlık dönemi çok önemlidir, çünkü çoğu zaman en gerçek bağlantılara yol açar, ancak her ne kadar her şeyimizi - korkularımızı, güvensizliklerimizi ve uzun süredir koruduğumuz parçalarımızı - riske atmayı içerir. Aşkın "hepimize mal olduğunun" kabul edilmesi, onun güçlü bedelinin altını çiziyor; aşk fedakarlık gerektirir, çünkü bir başkasının mutluluğunu kendi mutluluğumuzun yanına veya üstüne koymayı gerektirir. Ancak bu fedakarlığın ortasında doğuştan gelen bir özgürlük vardır: "Bizi özgür kılan sevgi". Gerçek sevgi, en derin özünde bizi yalnızlıktan, korkudan ve kalplerimizin etrafına koyduğumuz engellerden kurtarır. Büyümemize, sınırlarımızı aşmamıza ve kendimizin daha özgün bir versiyonunu bulmamıza olanak tanır. Bu alıntı aşkın paradoksunu özetliyor: Aşk hem bir kırılganlık hem de bir özgürleşmedir, sonuçta bizi gerçek özgürlüğe ve bağlantıya yönlendiren bir risktir. En büyük ödüllerin, bedellerine rağmen kendimizi tamamen sevgiye açmaktan kaynaklandığını hatırlatır çünkü bu teslimiyet eylemi, gerçekten özgürlüğe ve doyuma yol açan şeydir.