Çoğu insan, onları sevecek birini bulmaktansa kendilerini sevmeye izin vermekte daha zorlanır.
(Most people have a harder time letting themselves love than finding someone to love them.)
Bill Russell'ın bu alıntısı, aşkın derin ve çoğu zaman gözden kaçırılan bir yönüne ışık tutuyor: kişinin sevgiyi gerçekten hissetmesine ve ifade etmesine izin vermenin içsel zorluğu. Modern, hızlı tempolu dünyamızda, aşkı dışarıdan aramak şaşırtıcı derecede daha kolay olabilir, genellikle ilişkilere bir işlem veya ulaşılacak bir hedef olarak yaklaşılabilir. Ancak gerçek mücadele dış koşullarda değil, kendi içimizdedir. Duygusal kırılganlık, reddedilme korkusu, geçmiş travmalar ve hatta kendinden şüphe duymak, insanların sevgiyi tam olarak benimsemesini engelleyen engeller olarak hareket edebilir.
Pek çok kişi, açılmanın acıya veya kayba yol açabileceğinden korkarak, bilinçsizce bir koruma biçimi olarak kalplerinin etrafına duvarlar örer. Bunun tersine, kişinin kendini sevmesine izin vermesi, açık olması, bağışlayıcı olması ve güvenmesi, muazzam bir cesaret ve kişisel farkındalık gerektirir. Bu içsel çalışma sıklıkla iç gözlem ve iyileşmeyi gerektirir ve bu da sadece bir partner seçmekten çok daha zordur.
Üstelik bu alıntı, aşkın gerçekte ne anlama geldiğini yeniden düşünmemize yardımcı oluyor. Aşk sadece doğru kişiyi bulmakla ilgili değil, aynı zamanda sevgiyi koşulsuz olarak verebilen, alabilen ve besleyebilen doğru kişi olmakla da ilgilidir. Anlamlı bağlantılar için temel unsurlar olarak kendini sevmenin ve duygusal hazırlığın öneminden bahsediyor. Bireyler içe odaklanarak, onu başkalarında arama veya bulma eyleminin ötesine geçen, daha tatmin edici ve kalıcı bir aşk deneyimi bulabilirler.