Bir şeyi bir kez sevdiğinizde, onu her zaman bir şekilde seversiniz. Yapmalısın. Sanki sonsuza dek senin bir parçan gibi.
(Once you love something, you always love it in some way. You have to. It's like, part of you for good.)
Sarah Dessen'in bu sözü aşkın silinmez doğasını çok güzel bir şekilde yansıtıyor. Aşk, birçok biçimiyle sadece bir duygu değil, kimliğimizle iç içe geçen dönüştürücü bir deneyimdir. Bir şeyi veya birini sevdiğimiz zaman, bu kalplerimizde ve zihinlerimizde kim olduğumuzu şekillendiren bir iz bırakır. Koşullar değişse veya ilişkiler gelişse bile, o sevginin özü bir ölçüde hala bizimle kalır.
Sevginin "iyilik için bir parçanız" haline geldiği duygusu, sevginin varlığımıza nasıl entegre olduğunu, düşüncelerimizi, eylemlerimizi ve anılarımızı etkilediğini ifade eder. Yaşamın geçiciliği arasında kalıcılığı, ileriye taşıdığımız bir tür duygusal mirası öneriyor. Sevginin dışsal tezahürleri zayıflasa veya değişse bile, iç bağlantı incelikli veya derin bir şekilde devam eder. Bu düşünce, kayıp veya mesafe sırasında rahatlık sağlayabilir çünkü aşkın kolayca silinmediğini ve çoğu zaman beklenmedik şekillerde yeniden ortaya çıktığını kabul eder.
Üstelik Dessen'in sözleri aşkın karmaşıklığını vurguluyor; bu her zaman gürültülü, bariz bir duygu değil, bazen sessiz, kalıcı bir varlıktır. Bu fikir bizi, sevginin anlık tutku ya da neşenin ötesinde kalıcı etkisini takdir etmeye ve onu yaşamlarımızdaki destekleyici bir güç olarak kabul etmeye davet eder. Bize aynı zamanda kurduğumuz bağlara değer vermemizi de hatırlatır çünkü bunlar bizi temelde zenginleştirir. Sonuç olarak bu alıntı, sevginin kişisel gelişimimizi nasıl şekillendirdiği üzerine düşünmeye ilham veriyor ve insani ilişkiler hakkında eskimeyen bir gerçeği sunuyor.