Er ya da geç insan her zaman kendi gücüne mi yoksa Tanrı'nın gücüne mi tapacağına karar vermek zorunda kalmıştır.
(Sooner or later, man has always had to decide whether he worships his own power or the power of God.)
Arnold J. Toynbee'nin bu alıntısı, insanlığın tarih boyunca karşılaştığı temel bir ikilemi ele alıyor: kendine güven ile daha yüksek bir ilahi güce olan inanç arasındaki seçim. İnsan doğasındaki içsel gerilimi yansıtır; bir yandan özerklik, kontrol ve kaderimizi kendi gücümüzle şekillendirme yeteneği arzumuz; diğer yanda, çoğunlukla alçakgönüllülük, maneviyat ve teslimiyetle ilişkilendirilen daha büyük bir şeyin kabulü.
"Er ya da geç" ifadesi bu kararın kaçınılmazlığını ifade ediyor ve sorunun kişinin bu yol ayrımıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı değil, ne zaman karşılaşacağı meselesi olduğunu ima ediyor. Bu hem kişisel hem de toplumsal düzeyde yorumlanabilir. Bireysel olarak bizi değerlerimizin, motivasyonlarımızın ve eylemlerimize yön veren güçlerin kaynağını düşünmeye zorlar. Toplu olarak, zaman boyunca medeniyetlerde tekrarlanan temanın altını çiziyor: toplumların insanın hırsına ve gücüne öncelik vermesi veya inançtan kaynaklanan manevi veya ahlaki ilkelere boyun eğmesi.
Toynbee'nin sunduğu ikilem katı ama düşündürücü. Kişinin kendi gücüne tapınması kibir, zorbalık ve benmerkezciliğe yol açabilir; Tanrı'nın gücüne tapınmak ise alçakgönüllülüğe, şefkate ve kişinin kendisinin ötesinde bir anlam duygusuna ilham verebilir. Bununla birlikte, bu ifade aynı zamanda "Tanrı'nın gücü"nün kültürler ve dinler arasındaki farklı yorumları üzerine düşünmeye de davet ederek, bu insan araştırmasının evrensel doğasını vurgulamaktadır.
Özünde bu alıntı, zamanın ötesinde bir insani mücadeleyi özetlemektedir: ya benliğe ya da ilahi olana demir atmış kimlik ve amaç arayışı. Yalnızca bireysel kaderleri değil, insanlık tarihinin daha geniş seyrini şekillendirerek, nihai güven ve bağlılığımızı nereye koyduğumuz konusunda iç gözlemi teşvik eder.