Günlük yiyecek bulamayan, dünyanın en yoksul 1 ila 2 milyar insanı en kötü hastalıktan muzdarip: küreselleşme eksikliği. Küreselleşmenin gerçekleşme şekli çok daha iyi olabilir ama en kötüsü onun bir parçası olmamaktır. Bu insanlar için iyi sivil toplumları ve hükümetleri desteklememiz gerekiyor.
(The 1 to 2 billion poorest in the world, who don't have food for the day, suffer from the worst disease: globalization deficiency. The way globalization is occurring could be much better, but the worst thing is not being part of it. For those people, we need to support good civil societies and governments.)
Bu alıntı, küresel kalkınmanın çok önemli bir yönüne ışık tutuyor: küreselleşmenin farklı nüfusları nasıl etkilediğindeki eşitsizlik. Küreselleşme genellikle ekonomik büyümeyi, teknolojik ilerlemeyi ve kültürel alışverişi teşvik eden bir süreç olarak görülse de, aynı zamanda toplumun en yoksul kesimlerinin dışlanmasına ve marjinalleşmesine de yol açabilir. "Küreselleşme eksikliği" ifadesi, milyarlarca kişi için küresel ekonomiye katılımın olmayışının, yalnızca yiyecek eksikliğinden değil, aynı zamanda ilerleme ve yaşam standartlarının iyileştirilmesi için kaçırılan fırsatlardan da dolayı acıya yol açtığını dokunaklı bir şekilde göstermektedir. Küreselleşmenin ortaya çıkma şeklinin önemli ölçüde iyileştirilebileceği fikri, dışlanmış toplulukları geride bırakmak yerine onları kaldırmayı amaçlayan daha kapsayıcı ve eşitlikçi politikalara olan ihtiyacı yansıtıyor.
Sivil toplumların ve hükümetlerin desteklenmesi zorunlu hale geliyor, çünkü bu kuruluşlar küreselleşmenin faydalarının adil dağılımını sağlayan politikaların uygulanmasında hayati önem taşıyor. Yerel girişimleri teşvik edebilir, eğitimi, sağlık hizmetlerini ve ekonomik fırsatları geliştirebilir, en yoksulların bile küresel topluluğa entegre olabileceği bir çerçeve oluşturabilirler.
Bu alıntı bizi küreselleşmeyi ekonomik ölçütlerin ötesinde yeniden düşünmeye teşvik ediyor. Ahlaki sorumluluğu vurguluyor ve kalkınmayı daha insan merkezli hale getirmek için ortak çaba gösterilmesi çağrısında bulunuyor. Bize gerçek ilerlemenin, eşitsizliklerin azaltılması ve sosyo-ekonomik statüleri ne olursa olsun herkesin küreselleşmeden yararlanabilmesini ve katılabilmesini sağlamaktan geçtiğini hatırlatır. Böyle bir yaklaşım sonuçta, dışlamanın yerini içermenin aldığı ve paylaşılan refahın somut bir hedef haline geldiği daha adil ve sürdürülebilir bir dünyaya katkıda bulunur.
---Hans Rosling---