Kütüklerden yapılmış küçük evlerinde rahat ve konforluydular, etrafında karlar uçuşuyordu ve rüzgar ateşin yanına giremediği için ağlıyordu.
(They were cosy and comfortable in their little house made of logs, with the snow drifted around it and the wind crying because it could not get in by the fire.)
Laura Ingalls Wilder'ın "Büyük Ormandaki Küçük Ev" adlı eserinde anlatılan sahne, rustik bir ahşap evde sıcaklık ve güvenlik duygusunu yakalıyor. Evi çevreleyen kar görüntüsü dışarıdaki kışın sertliğini vurgularken, rahat iç mekan keskin bir kontrast oluşturarak soğuğun ortasında güvenli bir sığınak olduğunu düşündürüyor. Ev, sakinlerinin ateşin yanında sıcak sığınaklarının tadını çıkarmasına olanak tanıyan koruyucu bir bariyer görevi görüyor.
Rüzgarın içeri giremediği için "ağlıyor" olarak tasvir edilmesi, yalnızlık ve huzur hissini artırıyor. Bu sadece evin içindeki konforu değil aynı zamanda dışarıda var olan doğanın sertliğini de vurgular. Wilder'ın anlatımı, kış aylarında evin ve ailenin basit ama derin sevinçlerini ustaca aktararak öncü yaşamın canlı bir resmini yaratıyor.