İnsanlara 'serebral palsi' terimini duyduklarında ne düşündüklerini sorduğumda genellikle iki yanıttan birini alıyorum. Ya bir posterde, tekerlekli sandalyede oturan, gülümseyen, buruşmuş bir çocuğu düşünüyorlar ya da gece geç saatlerde yayınlanan TV reklamlarında, avukatların SP'li çocukların ebeveynlerini kadın doğum uzmanlarının pantolonlarını çıkarmaya ikna ettiği reklamları düşünüyorlar.
(When I ask people what they think of when they hear the term 'cerebral palsy,' I usually get one of two responses. They either think of a smiling, crumpled child in a wheelchair on a poster or commercials on late night TV with lawyers enticing parents of CP kids to sue the pants off their obstetrician.)
Bu alıntı, toplumda devam eden serebral palsiyi çevreleyen yaygın yanlış anlamaları ve stereotipleri vurgulamaktadır. Posterlerde veya reklamlarda tekerlekli sandalyedeki bir çocuğun imajı, medyanın sıklıkla karmaşık durumları nasıl basitleştirdiğini, onları sempati veya dikkat toplamayı amaçlayan duygusal tetikleyicilere indirgediğini vurguluyor. Tersine, yasal reklamlardan bahsedilmesi, serebral palsinin bazen potansiyel tıbbi ihmal bağlamında nasıl çerçevelendiğini yansıtıyor; bu durum, bu duruma sahip pek çok bireyin yaşanmış deneyimlerini doğru bir şekilde temsil etmeyebilecek yanlış anlamaların tohumlarını atabilir. Bu tür tasvirler, kamuoyunun anlayışını sempati uyandıran veya yasal işlem başlatan dar anlatılarla sınırlandırdığı ve serebral palsili kişilerin deneyim, yetenek ve güçlü yönlerini göz ardı ettiği için sorunlu olabilir. Bu stereotipler politikaları, finansman kararlarını, sosyal tutumları ve hatta eğitim stratejilerini etkileyebilir ve çoğu zaman etkilenenlere yönelik incelikli destek eksikliğine yol açabilir. Alıntı, yüzeysel anlayışların ötesine geçmenin ve serebral palsili bireyleri yalnızca hayır işleri veya yasal davalar için imajlar olarak değil, toplumun aktif, yetenekli üyeleri (mısır ekmeği, dayanıklılık ve bireysellik) olarak tanıyan farkındalığı geliştirmenin önemini vurguluyor. Doğru farkındalığın artırılması, medyanın ve sansasyonel reklamların sürdürdüğü stereotiplere meydan okuyarak engelli insanlara yönelik kapsayıcılığı ve desteği artırabilir. Nihayetinde toplum, engelliliği sadece bir trajedi ya da yasal sorun olarak görmekten, bu durumun ardındaki kişiyi ve onun benzersiz hikayesini tanımaya geçtiğinde anlayış ve şefkat gelişir.