Dissosiyatif bozuklukların kabulü konusunda, hayattaki pek çok konuda olduğu gibi, insanları bilmek istemedikleri şeylere ikna etmeye çalışmak için zaman harcamak verimsizdir.
(With respect to the acceptance of dissociative disorders, as with most issues in life, it is counterproductive to spend time trying to convince people of things they don't want to know.)
Bu alıntı insan psikolojisine ve kişilerarası dinamiklere dair derin bir anlayışın altını çiziyor. Çoğunlukla bireyler, özellikle dissosiyatif bozukluklar gibi zihinsel sağlık sorunlarıyla ilgili rahatsız edici gerçekleri veya karmaşık gerçekleri kabul etmeye dirençlidir. Belirli bir bilgiyi kabul etmeye isteksiz veya hazır olmayan birini ikna etmeye çalışmak, hayal kırıklığına, enerji israfına ve ilişkilerin gerginleşmesine yol açabilir. Bazen kabul veya anlayışın bireyin içinden gelmesi gerektiğini ve dış çabaların her zaman verimli olmayabileceğini ileri sürer. Ne zaman geri adım atılması gerektiğinin farkında olmak ve kişisel gelişim ya da gerçekleşme için alan bırakmak, ısrarcı muhalefetten daha etkili olabilir. Bu yaklaşım, kişisel sınırlara saygıyı ve hazır olmayı vurgulayarak kabul ve şefkat felsefeleriyle uyumludur. Ayrıca hassas konuları ele alırken sabır ve anlayışın öneminin de altını çiziyor. Ruh sağlığı bağlamında, doğrulama ve destek çoğu zaman başkalarını belirli bir teşhis veya bakış açısına ikna etmekten daha önemlidir. Bazen bireylerin kabule veya anlayışa ulaşmak için kendi yolculuklarına ihtiyaçları vardır ve çok fazla zorlamak ters etki yaratabilir. Genel olarak alıntı dengeli bir yaklaşımı savunuyor: Etkinin sınırlarını kabul edin ve özerkliğe saygıyı önceliklendirin. Bu bakış açısı yalnızca dissosiyatif bozukluklarla mücadelede değil, aynı zamanda daha geniş iletişim, eğitim ve kişisel gelişim bağlamlarında da hayati öneme sahiptir.