Bir kaktüs çölü sevdiği için çölde yaşamaz; çöl onu henüz öldürmediği için orada yaşıyor.
(A cactus doesn't live in the desert because it likes the desert; it lives there because the desert hasn't killed it yet.)
Bu alıntı hayatta kalma ve çevre arasındaki karmaşık ilişkiyi vurguluyor. İlk bakışta kaktüsün kurak koşulları tercih etmesi nedeniyle çölde büyüdüğü düşünülebilir. Ancak daha derindeki mesaj, varoluşun çoğunlukla tercih ya da rahatlık nedeniyle değil, hayatta kalma engellerinin henüz bizi aşamamış olması nedeniyle devam ettiğini öne sürüyor. Bu, dayanıklılığın her zaman seçimle ilgili olmadığını, olumsuz koşullar karşısında dayanıklılıkla ilgili olduğunu hatırlatır. Bazen organizmalar veya bireyler zorlu ortamlarda bulunmaktan keyif aldıkları için değil, henüz sınırlarının ötesine zorlanmadıkları için kalırlar. Bu bakış açısı doğanın ötesinde insan deneyimlerine kadar genişletilebilir. İnsanlar daha iyi bir şeyi arzulasalar bile korku, belirsizlik veya alternatif eksikliği nedeniyle sıklıkla zor durumlarda kalırlar. Alıntı, dayanıklılığın doğası üzerine düşünmeye teşvik ediyor: Sadece hayatta kalmak yerine gerçekten gelişmek ne anlama geliyor? Dayanıklılık bir kabullenme biçimi midir, yoksa değişimi bekleyen geçici bir durum mudur? Aynı zamanda bizi hayatlarımızı şekillendiren engelleri ve ısrarımızın tercihlerden mi yoksa sadece koşullardan mı kaynaklandığı hakkında düşünmeye davet ediyor. Bu ayrımın farkına varmak, kişisel motivasyonun ve kasıtlı değişimin öneminin daha derin anlaşılmasına yol açabilir. Bazen zorlu ortamlardaki kararlılığımız, dayanıklılığımızın bir kanıtıdır ancak aynı zamanda gerçekten gelişebileceğimiz ortamları bulmak için büyüme ve dönüşüm ihtiyacını da vurgular. Sonuçta bu alıntı bizi koşullarımızı incelemeye ve değişim mümkün olana kadar gerçekten başarılı mı yoksa sadece dayanıklı mı olduğumuzu düşünmeye teşvik ediyor.