Ama bugün devlet bizim haklarımızı veriyormuş gibi yaparak bu hakları elimizden alıyor. Aslında bu haklar Allah'tandır ve tarihimiz boyunca da bu şekilde tanınmıştır.
(But today, government is taking those rights from us, pretending that it gives us our rights. Indeed, those rights come from God, and it was recognized throughout our history as such.)
Bu alıntı, bireylerin doğuştan gelen haklarına olan temel inancın altını çiziyor ve haklarımızın hükümet yetkilileri tarafından verilmiş olmayıp, kökeninin ilahi olduğunu vurguluyor. Yazar, kendisini aslında doğuştan gelen ve devredilemez hakların kaynağı olarak yanlış bir şekilde tasvir ederek, modern hükümet eylemlerinin bu doğal haklara tecavüz edebileceğinden veya hatta azaltabileceğinden endişe duyuyor gibi görünüyor. Tarih boyunca pek çok siyasi düşünür ve hareket, ifade özgürlüğü, din ve mutluluk arayışı gibi hakların Tanrı tarafından verildiği ve siyasi sistemlere veya toplumsal onaya bağlı olmadığı fikrini savundu. Hükümetler bu hakları aştığında veya bu haklar üzerinde otorite kurmaya çalıştığında, bu, birçok demokrasinin ve cumhuriyetin üzerine kurulduğu ilkelerin altını oyar. Bu tür aşırı erişim, bireysel özgürlüklerin kaybına ve tiranlığa yaklaşmaya yol açabilir. Bu perspektif, bu hakların ilahi kökenlerini ve tarihsel kabullerini kabul ederek, bu hakları devletin gaspından korumanın önemi üzerine düşünmeye davet etmektedir. Güç dengesi, hükümetin rolü ve bireysel özgürlüğü destekleyen anayasal veya ahlaki çerçeveler hakkında temel soruları gündeme getiriyor. Sonuçta, doğal hakların ihtiyatlı bir şekilde savunulmasını savunur ve bunların yetkililer tarafından verilen ayrıcalıklar değil, daha yüksek ahlaki veya ilahi otorite tarafından bahşedilen doğuştan gelen haklar olduğunu kabul eder. Bu haklara saygı duymak, herhangi bir toplumda özgürlüğün, adaletin ve insan onurunun korunmasının sağlanması için temeldir.