İçimde iki kişinin olduğunu hissediyorum; ben ve sezgilerim. Ona karşı gelirsem her seferinde beni becerecek ve onu takip edersem çok iyi anlaşıyoruz.
(I feel there are two people inside of me - me and my intuition. If I go against her she'll screw me every time and if I follow her we get along quite nicely.)
Kim Basinger'ın bu alıntısı, çoğumuzun rasyonel benliğimiz ile sezgisel bilgeliğimiz arasında deneyimlediği süregelen iç diyaloğu güzel bir şekilde özetliyor. Sezginin yalnızca belirsiz bir duygu değil aynı zamanda içimizdeki farklı ve güçlü bir varlık olduğu ve dikkate alınırsa yaşamın karmaşıklıkları boyunca bize etkili bir şekilde rehberlik edebileceği fikrine değinmektedir. 'İçeride iki kişinin olması' metaforu, karar vermede sıklıkla hissedilen ikiliğin altını çiziyor: bir taraf mantıktan, dış beklentilerden veya toplumsal normlardan kaynaklanıyor, diğeri ise daha derin, bazen bilinçaltı içgörülerden kaynaklanıyor.
Açıklamada aynı zamanda bu içsel rehberin göz ardı edilmesinin sonuçları da kabul ediliyor. "Beni her seferinde becerecek" ifadesi, kişi sezgilerini görmezden gelmeyi seçtiğinde kaçınılmaz bir pişmanlık veya olumsuz sonuçlar duygusu taşır. Tersine, kendimizi "oldukça iyi geçinmek" olarak tanımlanan bu iç sesle aynı hizaya getirdiğimizde, bu, uyum ve hayatın zorlukları arasında başarılı bir yol bulma anlamına gelir.
Bu alıntı bize sezgilerimize güven geliştirmenin önemini hatırlatıyor. Çoğunlukla ölçülebilir gerçeklere ve dış doğrulamaya değer veren bir dünyada, kişinin içsel bilgeliğine uyum sağlaması ve ona değer vermesi, bir kendine saygı ve kişisel güçlenme eylemidir. Akıl ve duygu arasındaki dengeyi teşvik eder ve içimizdeki uyumun bilincimizin her iki yönünü de onurlandırmaktan kaynaklandığını öne sürer. Sonuç olarak Basinger'ın sözleri, kendimizle saygılı bir ortaklık kurmamız için bize ilham veriyor; sezginin, bazen anlaşılması zor olsa da, genel refahımız ve özgünlüğümüzde çok önemli bir rol oynadığını kabul ediyor.