Ünlü olduğumun hiçbir zaman farkında değildim. Bir dergide ya da reklam panosunda olmak, gençliğimde bu bana hiç uymuyordu. İnsanlar yanıma gelip beni tanırdı ama ben çok şanslıydım ki insanlar her zaman bu kadar sıcaktı.
(I was never really aware of being famous. Being in a magazine or on a billboard - that really didn't register to me at all when I was younger. People would come up to me and recognize me, but I was very fortunate in that people were always so warm.)
Bu alıntı, tevazu ve gerçek insani bağ perspektifini vurguluyor. Konuşmacı, şöhretlerine rağmen ayakları yere basmış gibi görünüyor; başarının maddi sembolleri yerine başkalarının nezaketini takdir ediyor. Gerçek tanınmanın dış doğrulamayla ilgili olmadığı, kişisel düzeyde yankı uyandıran özgün etkileşimlerle ilgili olduğu fikrinin altını çiziyor. Böyle bir tutum şükran ve alçakgönüllülüğü teşvik eder ve bize şöhretin temel benlik algımızı veya başkalarıyla olan ilişkilerimizi değiştirmediğini hatırlatır. Yüzeysel övgüler yerine nezakete ve gerçek ilişkilere öncelik verilmesini teşvik eder.