Milyonlarca Amerikalı, bırakın Kurtuluş Bildirgesi'ni, Mount Vernon'da kimin yaşadığını ya da Bağımsızlık Bildirgesi'ni kimin yazdığını bile bilemiyor. Ancak 'Benedict Arnold' olmanın en derin boyaya sahip bir hain olmak olduğunu biliyorlar; yalnızca kutsal bir davaya değil, aynı zamanda yol boyunca her türlü ahlaki ilkeye soğukkanlılıkla ihanet eden biri.
(Millions of Americans cannot tell you who lived at Mount Vernon or who wrote the Declaration of Independence - let alone the Emancipation Proclamation. But they know that to be 'a Benedict Arnold' is to be a traitor of the deepest dye - someone who coldly betrays not only a sacred cause but every moral scruple along the way.)
Arthur L. Herman'ın bu alıntısı kolektif hafıza ve kültürel farkındalık üzerine derin bir yorum sunuyor. Pek çok Amerikalı, önemli kişiler veya önemli belgeler gibi temel tarihsel gerçekler hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmasa da, 'Benedict Arnold' adı evrensel olarak derin ihanetle eşanlamlı olmaya devam ediyor. Bu paradoks, kültürel anlatıların sıklıkla karmaşık tarihi, güçlü etik ve duygusal ağırlık taşıyan güçlü sembollere veya arketiplere nasıl damıttığını vurguluyor.
Arnold'un adının kamu bilincinde yankılanması, insanın ahlaki dersleri soyut tarihsel verilerden ziyade kişisel hikayeler merceğinden hatırlama eğilimine işaret ediyor. Benedict Arnold'un bir hain olarak mirası yalnızca belirli bir tarihsel andaki eylemleriyle ilgili değildir; güvene ve değerlere nihai ihaneti sembolize eder. Bu bakımdan onun hikayesi tarihsel bilgiyi aşarak sadakat ve dürüstlüğün ölçüldüğü ahlaki bir referans noktası haline geliyor.
Dahası, alıntı dolaylı olarak tarihsel eğitimin ve kamusal bilginin durumunu eleştirerek neyi hatırlamayı seçtiğimiz ve neden hatırlamayı seçtiğimiz konusunda sorular ortaya çıkarıyor. Belirli tarihsel olaylara ilişkin ayrıntılı bilgiler kaybolsa da, güçlü ahlaki imalara sahip anlatıların varlığını sürdürdüğünü öne sürüyor. Bu, toplumların kolektif hafızalarını nasıl önceliklendirdikleri ve korudukları ve Arnold gibi sembolik figürler aracılığıyla aktarılan derslerin gerçek anlamda bilgili bir vatandaşı teşvik etmek için yeterli olup olmadığı üzerine düşünmeye davet ediyor.
Sonuçta bu pasaj okuyucuları kamusal eğitimdeki bilgi ve değerler ile kültürel kimlik arasındaki denge hakkında düşünmeye davet ediyor. Sadece tarihi gerçekleri bilmenin değil, aynı zamanda bu hikayelerin içerdiği ahlaki boyutları da anlamanın önemini vurguluyor; bu, yalnızca zihni değil vicdanı da bilgilendiren, tarihe eleştirel bir yaklaşım.