Ah,' dedi, numara yapamayacak kadar bitkin bir halde: 'Uzun zamandır yapmadığım gibi sana tapmayı sürdürmektense seni dün gördüğüm gibi sevmeyi tercih ederim.' Aceleyle arkasını döndü ve Küçük John'un ona uzanacağını görmedi; ve yarı koşarak Tuck'ın kulübesine gitti, burada yarı kuru kıyafetlerini giyip yeniden gerçek bir kanun kaçağı olabilirdi. En azından, diye düşündü, gözyaşlarına direnerek, ben de Cecil'im, arkadaşlar arasında bir yerim ve yapmam gereken bir görevim var. Ben birisiyim. Acaba artık Cecil değilsem, hiç kimse de değilimdir diye merak ediyorum.
(Oh,' she said, too bone-weary to pretend: 'I would far rather that I love you as I saw yesterday I do than that I had gone on worshiping you as I did not long since.' And she turned away hastily, and did not see that Little John would reach out to her; and half-running, went to Tuck's cottage, where she could pull on her half-dry clothes, and become a proper outlaw again. At least, she thought, fighting back tears, like this I am Cecil, with a place among friends, and a task to do. I am someone. I wonder if perhaps if I am no longer Cecil, I am no one at all.)
Bu pasajda karakter derin bir yorgunluk ve duygusal çalkantı hissini ifade ediyor. Duygularındaki değişimi fark ediyor ve mevcut aşkının dürüstlüğünü eski idealleştirmeye tercih ediyor. Bu farkına varması, önündeki bağlantıyı geride bırakarak aceleyle geri çekilmesine yol açar, bu da kırılganlık ile öz değer arasındaki mücadeleye işaret eder.
Tuck'ın kulübesine koşarken, bir kanun kaçağı olarak akranları arasında ait olmanın ve kimliğinin rahatlığını arıyor. Kalbindeki acıya rağmen Cecil rolünde teselli buluyor ve bu ona bir amaç duygusu veriyor. Kimliğinin yansıması varoluşsal kaygıları gündeme getiriyor ve rolü olmasaydı kendini hiç kimse gibi hissedip hissetmeyeceğini düşünüyor.