Paris her zaman olduğu gibi Amerikalılarla kaynıyor ve bu günlerde hamburgerlerle de kaynıyor. Tuhaf bir şekilde, mükemmel lahana salatasının zorunlu yanıyla birlikte mükemmel çörek üzerinde mükemmel burgerin peşinde koşanlar tipik olarak Amerikalılar değil; Amerikalılar mükemmel bir battaniyenin peşindeler.
(Paris, as always, is swarming with Americans, and these days, it's also swarming with hamburgers. Oddly, though, it's not typically the Americans who are pursuing the perfect burger on the perfect bun with the obligatory side of perfect coleslaw; the Americans are pursuing the perfect blanquette de veau.)
Bu alıntı, özellikle Paris gibi mutfak mirasıyla ünlü bir şehirde, yurtdışındaki Amerikalıların kültürel zıtlıklarını ve mutfak arayışlarını mizahi bir şekilde vurguluyor. Bu, Amerikalıların Paris'te hamburger ve lahana salatası gibi tanıdık rahatlatıcı yiyecekleri ararken, aynı zamanda otantik Fransız mutfağına, özellikle de geleneksel dana yahnisi olan klasik blanquette de veau'ya ilgi duyduklarını ve ilgilendiklerini gösteriyor. Gözlem, kültürel kimliklerin yemek yoluyla harmanlanmasının ve çatışmasının altını çizerek, turistlerin ve gurbetçilerin mutfak isteklerini otantik deneyimlere karşı nasıl yönlendirdiklerini ortaya koyuyor. Yemeğin nasıl kültürler arasında bir köprü ve kimlik göstergesi olarak hizmet ettiği üzerine düşünmeye teşvik ediyor ve yabancı bir ülkede bile rahatlık ve özgünlük arayışının beklenmedik şekillerde bir arada var olduğunu gösteriyor.