Gözyaşları beyinden değil kalpten gelir.
(Tears come from the heart and not from the brain.)
Bu alıntı, duygu ve fiziksel ifade arasındaki derin insani bağlantıyı etkili bir şekilde yakalıyor. Gerçek duygusal acının veya sevincin, yalnızca rasyonel düşüncelerimizden veya mantıksal akıl yürütmemizden ziyade, kalbimizin derinliklerinden, yani duygu ve şefkat merkezimizden kaynaklandığı fikrinin altını çizer. Gözyaşları; kırılganlığın, empatinin ve insan deneyiminin saflığının evrensel bir sembolüdür. Yürekten ağladığımızda bunun nedeni genellikle duygularımızın onları bastırma yeteneğimize ağır basmasıdır; duygusal durumumuzun fiziksel olarak taşacak kadar yoğun olduğuna delalettir. Kalp ve beyin arasındaki bu ayrım, insan doğasının ikiliğini vurgular; bilişsel, rasyonel yanımız ile duygusal, hisseden yanımız. Beyin dünyayı analiz etmemize ve anlamamıza yardımcı olurken, sevginin, kederin, empatinin ve neşenin yükünü asıl taşıyan ve bu duyguları gözyaşlarıyla içten dışa vuran kalptir. Duyguların basit mantıksal tepkiler olmadığını, bağlantı, anlayış ve ifadeye yönelik içsel bir ihtiyaçtan kaynaklandığını anladığımızdan, bunu anlamak daha fazla şefkati teşvik edebilir. Bize duygusal deneyimlerimizi onurlandırmamızı hatırlatır çünkü bunlar, gerçek benliğimizi tek başına rasyonel düşünceden daha doğru bir şekilde ortaya koyar. Pek çok kişinin güçlü ya da sakin görünmek için duyguları bastırma eğiliminde olduğu bir dünyada, bu alıntı, kalbin gerçek insan deneyimindeki rolünü kabul etmeyi, gözyaşlarını derin ve içten hissetme kapasitemizin bir kanıtı olarak kucaklamayı savunuyor.