James Madison da dahil olmak üzere atalar, Tanrı'ya borçlu olduğumuz görevlerin hükümetin ayrıcalığı dışında olduğunu ve hükümetin Tanrı'ya ibadet etme şeklimize müdahale etme konusunda hiçbir işi olmadığını çok güçlü bir şekilde hissettiler.
(The forefathers, including James Madison, felt very strongly that the duties that we owe to God were outside of government's prerogative, that government had no business interfering with the way we worship God.)
Bu alıntı, Amerika'nın ilk dönem dini özgürlük anlayışına ve kilise ile devletin ayrılmasına dayanan temel bir ilkeyi vurgulamaktadır. James Madison'ın da aralarında bulunduğu kurucu babaların, bireylerin Tanrı ile olan ilişkisinin hükümet tarafından yönetilmemesi veya dikte edilmemesi gereken özel bir mesele olduğuna inandıklarını vurguluyor. Bu bakış açısı, İngiliz yönetimi altındaki dini zulüm deneyimleriyle şekillendi ve dinin, devletin gereksiz müdahalesi olmadan özgürce gelişebileceği bir sistem yaratma arzusunu teşvik etti. Kurucu babalar, Tanrı'ya borçlu olunan görevlerin devletin yetkilerinin dışında kaldığını ileri sürerek, dini özgürlüğü korumayı ve inancın devlet kontrolüne tabi bir konu olmaktan ziyade kişisel bir tercih ve vicdan olarak kalmasını sağlamayı amaçladılar. Modern zamanlarda bu ilke, farklı inançlara saygı göstermenin ve dini otorite ile hükümet otoritesi arasında açık bir ayrım sağlamanın önemini ortaya koyarak, dinin kamusal yaşamdaki rolüne ilişkin tartışmaları desteklemeye devam ediyor. Aynı zamanda bireysel manevi hakların korunmasının özgür bir toplumun önemli bir bileşeni olduğunu da hatırlatır. Bu tarihsel duruşu anlamak, Amerika Birleşik Devletleri'nde dini özgürlük korumalarının gelişimini ve hükümet bağlamında dini ifadeyi ne onaylayan ne de bastıran bir dengeyi sürdürmenin devam eden önemini takdir etmek için hayati öneme sahiptir.