Gazetecilerin 'savunucu' olmakla 'suçlanması' şu anlama gelir: DC'nin ortodoksluklarına meydan okumak ve bunlardan sapmak.
(When journalists are 'accused' of being 'advocates', that means: challenging and deviating from DC orthodoxies.)
Bu alıntı gazetecilik içinde, özellikle de siyasi arenada yaygın olan gerilimi keskin bir şekilde yakalıyor. "Savunucu" terimi gazetecilik çevrelerinde sıklıkla olumsuz bir çağrışım taşır ve nesnelliğin veya tarafsızlığın kaybedildiğini ima eder. Bununla birlikte, Glenn Greenwald'ın önerdiği gibi, savunuculuk suçlaması, gazeteciler temeli olmayan bir davayı desteklediğinde değil, daha ziyade Washington D.C.'deki siyaset kurumu tarafından kabul edilen yerleşik inançlara ve normlara meydan okuduklarında ortaya çıkıyor. Bu bir paradoksu vurguluyor: Baskın anlatılara sıkı sıkıya bağlı kalan gazetecilere nadiren savunucu deniyor, ancak sıra dışı ortodokslukları bozanlar bu tür etiketlerle karşı karşıya kalıyor. Alıntı, gazeteciliğin kendisinin rolü üzerine düşünmeye davet ediyor; yalnızca hakim ideolojileri mi haber vermeli, yoksa güç yapılarını inceleyen bir bekçi köpeği olarak mı hizmet etmeli? Gazetecileri savunucu olarak etiketlemek, muhalifleri susturmak ve ana akım siyasi fikirlerle yüzleşmeye cesaret eden cesur haberciliği gayri meşru hale getirmek için bir silah olarak kullanılabilir. Bunu yaparken bu retorik, gazeteciliğin şeffaflığı teşvik etme ve yetkilileri hesap verebilir tutma şeklindeki temel demokratik işlevini baltalıyor. Sonuçta bu alıntı bizi, haberi yapanlardan ne beklediğimizi yeniden düşünmeye zorluyor. Gazetecilik savunuculuğunun daha incelikli bir şekilde değerlendirilmesini savunur; bu bir önyargı olarak değil, gerçek yerleşik ortodoksluklarla çatıştığında hakikati aramanın gerekli bir bileşeni olarak. Bu bakış açısı, bağımsız gazeteciliğin sağlıklı ve bilgili bir demokrasi için giderek daha hayati hale geldiği bir çağda kritik öneme sahiptir.