Dünya çapındaki doğurganlık araştırmaları, eğer anneleri ucuz ve güvenilir aile planlamasına erişebilseydi, kocalarına ve akrabalarına karşı koyabilecek yeterli kişisel güce sahip olsaydı ve kendi aile büyüklüğünü seçebilseydi, Üçüncü Dünya'da doğan bebeklerin üçte birinden yarısına kadar bir kısmının doğum yapamayacağını gösteriyor.
(World fertility surveys indicate that anywhere from one third to one half of the babies born in the Third World would not be if their mothers had access to cheap, reliable family planning, had enough personal empowerment to stand up to their husbands and relatives, and could choose their own family size.)
Bu alıntı, erişilebilir aile planlamasının ve kadınların güçlendirilmesinin küresel nüfus dinamikleri üzerindeki derin etkisini vurgulamaktadır. Kadınların baskı veya bağımlılık olmadan bilinçli üreme seçimleri yapma becerisine sahip olmaları durumunda, gelişmekte olan ülkelerde birçok doğumun önlenebileceğinin altını çiziyor. Doğan çocukların önemli bir bölümünün önlenebileceğini ortaya koyan istatistikler, sadece doğum kontrolünün önemini değil, aynı zamanda kadınların kendi bedenleri ve aile büyüklükleri üzerinde özerklik sahibi olmalarını sağlayacak toplumsal ve kültürel değişimlerin gerekliliğini de vurguluyor. Uygun fiyatlı üreme sağlığı hizmetlerine erişim, genellikle aileler ve topluluklar için derin sosyoekonomik sonuçlar doğuran plansız gebeliklerin azaltılmasına yönelik kritik bir adımdır. Dahası, kişisel güçlendirmeden söz edilmesi, toplumsal normların, cinsiyet rollerinin ve beklentilerin üreme tercihlerinde çok önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Kadınlar güçlendirildiğinde sağlıkları, ekonomik istikrarları ve kişisel istekleriyle uyumlu kararlar alabilirler. Bu içgörüler, küresel nüfusla ilgili kaygıların ele alınmasında aile planlaması hizmetlerini eğitim ve toplumsal cinsiyet eşitliği girişimleriyle birleştiren bütünsel bir yaklaşıma işaret ediyor. Bu tür stratejiler yalnızca nüfus artışını yönetmeye yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda sosyal adaleti ve cinsiyet haklarını da teşvik ederek sonuçta daha sağlıklı, daha eşitlikçi toplumları teşvik ediyor. Bu hedeflere ulaşmak, uluslararası işbirliğini, kültürel duyarlılığı ve dünya çapında sürdürülebilir kalkınmayı ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesini sağlayacak kadın haklarına ve eğitime yatırım yapılmasını gerektirir.