Bir görev, bir insana sorumluluk üstlenme hakkını veren bütünlüğün önemli bir parçası olduğundan şüphelendiğiniz andan itibaren görev haline gelir.
(A task becomes a duty from the moment you suspect it to be an essential part of that integrity which alone entitles a man to assume responsibility.)
Dag Hammarskjöld'ün bu alıntısı dürüstlük ve sorumluluk arasındaki içsel bağı derinden vurguluyor. Bu, bir görevin ancak kişi onu ahlaki duruşumuzun, bütünlüğümüzün ayrılmaz bir parçası olarak algıladığında göreve dönüştüğünü öne sürüyor. Bizi iç değerlerimizin dış yükümlülüklerimizi nasıl şekillendirdiğini düşünmeye davet ediyor. Bir görevi yalnızca bir angarya olarak değil, kim olduğumuzun hayati bir ifadesi olarak gördüğümüzde, sorumluluğu özgünlükle kabul ederiz. Bu bakış açısı, gerçek sorumluluğun dayandığı temel olarak dürüstlüğü vurgular. Bu, sorumluluğun yalnızca görevleri yerine getirmekle ilgili olmadığını, bunu samimiyetle yapmakla, eylemleri etik ilkelerle ilişkilendirmekle ilgili olduğunu ima eder. Alıntı bizi taahhüdümüzün derinliği üzerinde düşünmeye zorluyor. Sorumluluğun dışarıdan empoze edilen bir şey olmadığını, görevin kendi ahlaki çerçevemiz açısından öneminin farkına varmamızdan kaynaklanan gönüllü bir kucaklaşma olduğunu öne sürüyor. Bu zihniyet, görev kavramını yükümlülüğün ötesine taşıyarak kişisel gelişim ve güvenilirlik fırsatına dönüştürüyor. Taahhütlerimizin doğası hakkında iç gözleme çağrıda bulunuyor: Sadece beklentileri mi karşılıyoruz, yoksa değerlerimizle derinden yankı bulduğu için mi görevlere sahip oluyoruz? Bu tür bir sahiplenme, sorumluluk üstlenmemizi meşrulaştıran şeydir. Genel olarak bu beyan, yaptıklarımız ile kim olduğumuz arasında uyumlu bir uyumu teşvik etmekte ve dürüstlüğün sorumlu eylem için temel nitelik olduğunun altını çizmektedir.