Her şeyden önce, hükümetin bir kötülük olduğunu, insanlığın özel yargısına ve bireysel vicdanına yapılan bir gasp olduğunu unutmamalıyız.
(Above all we should not forget that government is an evil, a usurpation upon the private judgement and individual conscience of mankind.)
William Godwin'in bu alıntısı, doğası gereği bireysel özgürlüğü ve kişisel ahlaki yargıyı ihlal eden bir kurum olarak hükümetin doğasını sert bir şekilde eleştirmektedir. Hükümetin hayırsever bir güç olarak değil, kişisel vicdanın egemenliğini gasp eden bir baskıcı olarak işlev gördüğünü öne sürüyor. Böyle bir bakış açısı bizi otoritenin rolünü ve dış kurumların kişisel karar alma sürecini ne ölçüde etkilemesi gerektiğini yeniden düşünmeye davet ediyor. Tarih boyunca pek çok kişi, hükümetin düzen ve güvenlik için gerekli olmasına rağmen çoğu zaman aşırıya kaçarak tiranlığa, bireysel özgürlüklerin bastırılmasına ve kişisel özerkliğin azalmasına yol açtığını ileri sürmüştür. Bu fikir, bireysel egemenliğin ve minimum devlet müdahalesinin önemini vurgulayan özgürlükçü ve anarşist felsefelerde yankı buluyor. Bizi toplumsal düzen ile kişisel özgürlük arasındaki denge ve herhangi bir merkezi otorite biçiminin baskıcı olmadan bireylerin çıkarlarına gerçekten hizmet edip edemeyeceği hakkında eleştirel düşünmeye sevk eder. Hükümetin bir kötülük olduğu iddiası, organize toplumun faydalarının özerklik ihlalinin neden olduğu içsel zarardan daha ağır basıp basmadığını sorgulayarak, otoriteye yönelik derin bir şüpheciliğin altını çiziyor. Uygulamada, organize hükümetler kolektif ihtiyaçları karşılamak için sıklıkla gerekli olsa da, bu alıntı bizi, kişisel kararlara saygı duyan ve bunları koruyan, bireysel vicdana tabi kalmasını sağlayan bir yönetimi savunmaya davet ediyor. Böyle bir duruş üzerinde düşünmek, yetkinin sınırları, kişisel özgürlüğün önemi ve insan haklarını hükümet gücünün potansiyel aşırılığından koruma ihtiyacı hakkında süregelen tartışmayı teşvik eder.