Eğer kişi kendini intihal yaparken yakaladığı hissine kapılıyorsa, bir fikrin doğuşu meşrudur.
(An idea's birth is legitimate if one has the feeling that one is catching oneself plagiarizing oneself.)
Bu alıntı yaratıcılığın ve özgünlüğün ilgi çekici sınırlarına değiniyor. Bu, yaratıcının bir deja vu veya aşinalık hissi yaşadığında, sanki farkında olmadan kendi önceki düşüncelerine veya eserlerine gönderme yapıyormuşçasına, gerçek bir fikrin ortaya çıkışının gerçek olarak kabul edilebileceğini öne sürüyor. Bu düşünce, yaratıcılığın tamamen orijinal olduğu yönündeki geleneksel görüşlere meydan okuyor ve özgün fikirlerin genellikle mevcut düşüncelerin, kişisel deneyimlerin ve bilinçaltı etkilerin karmaşık etkileşiminden kaynaklandığını vurguluyor. 'Kendini intihal yaparken yakalama' hissi, zihnin kendi içsel fikir deposundan yararlandığının, onları yeniden şekillendirdiğinin ve yeni formlara yeniden düzenlediğinin farkındalığı olarak anlaşılabilir. İlhamın sıklıkla dış özgünlükten ziyade iç kaynaklardan kaynaklandığını vurgulayarak yaratıcı sürecin akışkanlığını yansıtır. Bir fikrin tanıdık ama yine de ilgi çekici geldiğinin farkına varmak, yaratıcı süreçte bir tür öz dürüstlüğe izin verir: en yenilikçi konseptlerimizin bile köklerinin önceki düşüncelerimizde olduğunu, ancak yeniden yorumlanarak dönüştürüldüğünü kabul etmek. Bu bakış açısı, paradoksal bir şekilde, bu ikiliğin bilinçli olarak kabulü olduğu sürece, bireyin zihinsel evreninde meydana gelen fikirlerin orijinalliğini doğrular. Yaratıcıları kendi iç kaynak materyallerine güvenmeye, fikirlerin döngüsel doğasını bir kusur olarak değil, düşüncenin doğal evrimi olarak görmeye teşvik eder. Sonuçta alıntı bizi, yaratıcı ifade yolculuğunda bilinçaltı etkinin, kendine referans vermenin ve iç diyalogların sürekli yeniden yorumlanmasının önemini düşünmeye sevk ediyor.