Bir ülkenin büyük bir yazara sahip olması, başka bir hükümete sahip olması demektir.
(For a country to have a great writer is to have another government.)
Bu alıntı, edebiyatın ve yazarların bir ulus içinde sahip olduğu derin etkinin altını çiziyor. Harika bir yazar yalnızca hikâyeler ya da şiirler yazmaz; toplumlarının değerlerini, mücadelelerini, ideallerini ve çelişkilerini yansıtan vicdanı olarak hareket ederler. Bir ülkenin bu tür yazarları yetiştirmesi, ifade özgürlüğünün ve entelektüel cesaretin geliştiği sağlıklı bir kültürel ekosistem anlamına gelir. Yazarlar sıklıkla statükoya meydan okur, otoriteyi sorgular ve sosyal adaletsizlikleri aydınlatır, böylece kamu ahlakını ve bilincini yönlendiren bir yumuşak yönetim biçimi olarak hizmet ederler. Sözleriyle ulusal kimliğin şekillenmesine ve ortak tarih duygusunun geliştirilmesine yardımcı oluyorlar; ezilenlerin, ileri görüşlülerin ve bazen de muhalif azınlığın sesi oluyorlar. Bu açıdan bakıldığında, büyük yazarların varlığı bir ulusun canlılığı için siyasi liderleri veya kurumları kadar, hatta bazen daha da önemli hale gelir. Nesilleri etkiler, toplumsal değişimi tetikler ve kültürel mirası siyasi rejimlerin ulaşamayacağı yerde korurlar. Yazarlarına değer veren ve onları destekleyen bir toplum, kargaşa zamanlarında muhtemelen daha açık, düşünceli ve dirençli olacaktır. Tersine, edebi seslerin bastırılması sıklıkla otoriterlik, sansür ve toplumsal durgunluk ile ilişkilidir. Bu nedenle yazarların itibarı bazen bir ulusun ahlaki ve entelektüel yapısının gerçek sağlığının bir aynası olabilir. Bunun bilincinde olan ülkeler, yazarların özgürce konuşmasını ve toplumsal ilerlemeye anlamlı katkıda bulunabilmesini sağlayarak edebiyat kültürlerine yatırım yapmalıdır.