Halkın istediğini düşündüğü şeyi vermekle övünen kişi, genellikle daha sonra tatmin edeceği düşük standartlar için hayali bir talep yaratır.
(He who prides himself on giving what he thinks the public wants is often creating a fictitious demand for low standards which he will then satisfy.)
Lord Reith'in bu sözü, hizmet sağlayıcılar ile halkın beklentileri arasındaki dinamiğe dair eleştirel bir bakış açısı sağlıyor. Algılanan talep ve gerçek talep kavramına değiniyor ve yalnızca halkın arzuları olduğuna inanılan şeyleri karşılamanın istemeden standartların düşmesine yol açabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Birisi tam olarak halkın istediğini düşündüğü şeyi sunmakla övünüyorsa, gerçek ihtiyaçlara veya isteklere yanıt vermiyor olabilir; bunun yerine halkın arzularını önceden belirlenmiş, muhtemelen azaltılmış bir standarda uyacak şekilde şekillendiriyor olabilir. Kendi kendini gerçekleştiren bu döngü, rehavete ve durgunluğa yol açarak gerçek yenilikçiliği ve mükemmelliği bastırabilir.
Daha geniş bir toplumsal bakış açısından bakıldığında, bu alıntı medyanın, eğlencenin ve hatta siyasi retoriğin, bazen halkın daha karmaşık veya daha kaliteli tekliflerle etkileşime geçme yeteneğini küçümseyerek kamuoyunu nasıl etkileyebileceği üzerine düşünmeyi teşvik ediyor. Yaratıcıları ve liderleri, varsayılan popüler zevklere kapılmanın cazibesine direnmeye ve bunun yerine çalışmalarının söylemini ve kalitesini yükseltmeye çabalamaya zorluyor. Sonuçta bu, izleyici ihtiyaçlarının karşılanması ile büyüme ve gelişmeyi teşvik etmek için sınırları zorlamak arasındaki dengeyi savunan bir sorumluluk çağrısıdır. Bu zihniyet, sıradanlık döngüsüne hapsolmak yerine kamu talebinin olumlu yönde gelişmesine izin vererek daha yüksek standartları teşvik etmeyi teşvik ediyor.