Günde üç öğün tonlarca yemek yiyorum ve asla spor salonuna gitmiyorum. Çocukken coğrafya öğretmenim şöyle derdi: 'Şu an zayıf olabilirsin ama böyle yemeye devam edersen sonunda gerçekten şişmanlayacaksın.' Neyse ki son yirmi yılda pek değiştiğimi düşünmüyorum, dolayısıyla o öğretmen bir aptaldı.
(I eat tons, three full meals a day, and I never go to the gym. When I was a child, my geography teacher said, 'You may be slim now but if you carry on eating like that, you'll end up being really fat.' Fortunately, I really don't think I've changed much in the past two decades, so that teacher was an idiot.)
Bu alıntı, diyet, kilo ve sağlıkla ilgili yaygın yanlış kanılara mizahi bir şekilde değiniyor. Çok fazla yemenin kaçınılmaz olarak kilo almaya yol açtığı şeklindeki klişeye meydan okuyor ve bu da birçok insanın yargıladığı bir şey. Anlatıcının, büyük öğünler yemesine ve spor salonuna gitmemesine rağmen kendi bedenine duyduğu güven, sağlık ve fiziksel görünüme nasıl baktığımızla ilgili soruları gündeme getiriyor. Metabolizma, genetik, yaşam tarzı ve belki de yaygın olarak verilen sağlık tavsiyelerinin doğruluğu gibi kişinin kilosunu ve sağlığını etkileyen çeşitli faktörler üzerinde düşünmeye davet eder. Dahası, yazarın öğretmenin öngörüsünü açıkça reddetmesi, görünüşe veya basit varsayımlara dayanarak adil olmayan bir şekilde yargılanan veya göz ardı edilen herkeste yankı uyandıran şakacı bir meydan okumayı gösteriyor. Bu aynı zamanda öğretmenler gibi otorite figürlerinin bazen bireysel farklılıkları dikkate almayan yersiz beyanlarda bulunabilmesini de eleştiriyor. Bu durum mizahın da ötesinde, olumsuz yorumları içselleştirmemenin ve eleştirilere rağmen özgüveni korumanın önemini vurguluyor. Bu alıntı bizi, istenmeden yapılan sağlık tahminlerinin geçerliliğini sorgulamaya ve bedenlerimizin işleyişindeki benzersiz farklılıkları takdir etmeye teşvik ediyor. Sonuçta, toplumsal beklentiler karşısında kişisel dayanıklılığın ve kendini kabul etmenin değerinin ilgi çekici bir örneğini gösteriyor.