Ben orada oyununu sürdürmek veya şut atmak isteyen bir adam değilim; Kazanmak için oradayım ve üç ya da 30 dakika oynamam umurumda değil.
(I'm not a guy who is out there looking to get his game going or put up shots; I'm out there to win, and I don't care if I'm playing three or 30 minutes.)
Bu alıntı, kişisel istatistikler veya bireysel tanınma yerine amaç ve sonuçlara odaklanan bir zihniyeti temsil ediyor. Konuşmacı, asıl amaçlarının kişisel istatistikleri yükseltmek ya da yüksek sesle şut atarak ya da gösterişli oyunlarla kötü şöhret kazanmak olmadığını vurguluyor. Bunun yerine motivasyonları kazanmaya dayanıyor ve bu da ilgilerini bireysel başarıdan ziyade takım başarısıyla aynı hizaya getiriyor. Böyle bir tutum, alçakgönüllülüğün, adanmışlığın ve takım odaklı yaklaşımın (rekabetçi sporlarda ve ötesinde temel değerler) örneğidir. Rol veya ayrılan oyun süresi miktarına bakılmaksızın, anlamlı bir şekilde katkıda bulunmaya yönelik özverili bir bağlılığın altını çizer. Bu bakış açısı, bireyin sınırlı dakikalarla cesaretinin kırılmaması ve ekibin hedeflerine bağlı kalması nedeniyle dayanıklılığı ve iş ahlakını teşvik eder. Başarının sadece kişisel zaferle ilgili olmadığını, zaferi güvence altına almak için ne gerekiyorsa yapmakla ilgili olduğunu vurgulayarak liderlik niteliklerini ve zihinsel dayanıklılığı öneriyor. Üstelik bu bakış açısı, odağın kişisel performanstan kolektif çabaya kaydığı yüksek baskı durumlarında oyunun kurallarını değiştirebilir. Bu zihniyete sahip sporcular genellikle takım arkadaşlarına ilham verir ve profesyonellik ve adanmışlık tavrını ortaya koyarlar. Sonuç olarak alıntı bize, anlamlı katkının yalnızca sayılarla ölçülmediğini, kişinin herhangi bir bağlamda bir takıma veya hedeflere getirdiği etki ve ruhla ölçüldüğünü hatırlatır.